İş Güvenliği, Kalite, Girişimcilik, Endüstriyel Tesisler Hakkında Paylaşımlar
16 Mayıs 2016 Pazartesi
KULAKLIKLAR İÇİN FAYDALI BİR TANITIM BROŞÜRÜ
İş Güvenliği, Kalite, Girişimcilik, Endüstriyel Tesisler Hakkında Paylaşımlar
http://isgkalitegirisimcilikpaylasimlari.blogspot.com.tr/
https://www.tumblr.com/blog/taylantalu
https://www.facebook.com/isgkalitegirisimcilikpaylasimlari/
Kaynak: https://www.facebook.com/groups/akaliteuzman/
14 Mayıs 2016 Cumartesi
NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ
Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…
Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.
X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar [2].
Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor [3]. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç [2].
Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar [2]. Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.
Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?
1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da “baby boomer” olarak adlandırılıyor [4]. Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır [5]. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar [2].
“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar [2].
Günümüzde Y nesli
Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.
- Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
- Otoriteyi sevmiyorlar.
- Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.
- İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
- Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
- Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
- Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
- Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
- Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
- Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
- Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
- Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.
Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!
Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?
Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor [2]:
“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”
Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.
Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.
Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor [5].
Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!
Eğitim camiasında Y nesli
Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!
Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.
X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.
Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.
Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.
Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır [6]. Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.
Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor. Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta [7].
Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.
Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecektir.
KAYNAKLAR
[7] Akyazı, E. & Tutgun Ünal, A. (2013). İletişim Fakültesi Öğrencilerinin Amaç, Benimseme, Yalnızlık Düzeyi İlişkisi Bağlamında Sosyal Ağları Kullanımı,Global Media Journal TR, 3(6), 1-24.
[box] Aylin TUTGUN ÜNALMarmara Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Maltepe Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümünde Öğretim Görevlisi ve Bölüm Başkan Yardımcısı olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda Marmara Üniversitesi Bilişim bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.[/box]
[8] http://www.acikbilim.com/
İş Güvenliği, Kalite, Girişimcilik, Endüstriyel Tesisler Hakkında Paylaşımlar
http://isgkalitegirisimcilikpaylasimlari.blogspot.com.tr/
https://www.tumblr.com/blog/taylantalu
https://www.facebook.com/isgkalitegirisimcilikpaylasimlari/
http://isgkalitegirisimcilikpaylasimlari.blogspot.com.tr/
https://www.tumblr.com/blog/taylantalu
https://www.facebook.com/isgkalitegirisimcilikpaylasimlari/
1 Mayıs 2016 Pazar
Hayatınızın Girişim Fikrini Nasıl Bulursunuz?
Girişimcilik hayalleri kuran insanları en çok zorlayan konulardan birisi ne iş yapacaklarına karar verememektir.
Üzerine bolca kafa yorulması gereken ve yanıtı bir girişimcinin tüm hayatını etkileyecek bu soru üzerinde düşünürken kullanabileceğiniz bir araç sunmak istiyoruz size.
Haas Üniversitesi’nden Mark Coopersmith 3 parçadan oluşan bir Venn diyagramını kullanarak tam size uygun, hayatınızın girişim fikrini bulabileceğinize inanıyor. Coopersmith’e göre aşağıda tanımları yapılan uzmanlık, fırsat ve tutku alanlarının ortak kesişim noktası size tam uygun işi ortaya koyuyor.
Uzmanlık: Uzmanlık sizin ve diğer kurucu üyelerin toplamda neleri yapabileceğinizi, bilgi, tecrübe ve ilişkiler gibi unsurlardaki gücünüzü kapsıyor. Girişiminizin ilk adımında takımınızda eksiklikler olsa da kurmak istediğiniz iş konusunda temel bilgi ve becerilere sahip olmanız şart. Aksi takdirde başarısızlık kaçınılmaz.
Fırsat: İki türde iş fırsatları olabilir; mevcut pazarlar ya da potansiyel pazarlar. Her iki türde de başarılı olabilirsiniz ancak hedeflediğiniz pazarın gelecek yıllardaki büyüme potansiyelini öngörmek için araştırma yapmanız gerekir. Öte yandan radikal derecede yenilikçi iş fikirlerinde pazar potansiyeli hakkında bilimsel araştırmalar yapmak imkansız olabilir, bu durumda kendi vizyonunuza inanmanız gerekir.
Tutku: Başarı mı tutkuyu, yoksa tutku mu başarıyı tetikliyor emin değiliz. Çoğu insan tutkunun başarıyı getirdiğine inansa da, hızlı büyüyen başarılı bir işin kurucularının tutkusunu arttırması da mümkün. Öte yandan bir işin başarıya ulaşması zaman alacağından, işinizi sevmenizde büyük yarar var.
Hadi bakalım sevgili girişimciler, şimdi sıra sizde. Yukarıdaki Venn diyagramını kullanarak kendi hayatınızın girişim fikrini bulmaya çalışın.
Yararlanılan Kaynak: The Art of the Start 2.0: The Time-Tested, Battle-Hardened Guide for Anyone Starting Anything / Guy Kawasaki
http://www.girisimcilerokulu.com/
5 Ocak 2016 Salı
İş Fikrinizi Kolayca Test Edebileceğiniz 10 Deney
Her yenilikçi girişim fikri başlangıçta sadece bir hipotezdir. Girişimci fikrine tam anlamıyla aşık olsa bile, eğer potansiyel müşteriler fikre ilgi duymuyorlarsa başarısızlığa uğrayacağı kesindir. O nedenle girişimcilerin iş fikirlerini bir hipotez olarak ele alıp tıpkı bilimsel bir hipotezde olduğu gibi onu ispatlamaya çalışması kritik önemdedir.
Ancak karşılaşılan zorluk şu: Hipotezlerinizi test etmek için hangi deneyleri uygulayacaksınız? Aşağıda bunlardan 10 tanesini bulabilirsiniz. Deneylerinizi kurarken, Javelin Experiment Board[1] uygulamasını kullanmanızı tavsiye ediyorum.
Birinci Adım: Problemi ve Pazarı Araştırın.
1.Ne yaptığınızı halka açık olarak bloğunuzda paylaşın. Bu, iş fikrinizle ilgili nitelikli ve kişisel geri bildirimler elde etmenize yardımcı olur. Aynı zamanda, buna müşterilerinizle yapacağınız yüz yüze yapılan görüşmeleri de dahil etmelisiniz (etkili müşteri görüşmeleri için bu ipuçlarını okuyun [2]).
2.Quora[3] ve diğer online tartışma araçları üzerinde açık sorular sorun. İnsanların söylemek istediklerini dinleyin. Pek çok müşteri, geri bildirim sağlamak ister ancak sadece onlardan bunu istemeniz gerekir. Quora gibi Soru&Cevap sitelerine ya da Reddit[4] gibi veya sizin sektörünüze özel forumlara girin ve sorular sormaya başlayın. “İnsanlar bu problemi nasıl çözerler...” gibi genel sorgulamalarla başlayabilirsiniz. Örneğin, “Risk sermayesi ve özel sermaye fonları için hangi CRM araçları kullanılır?” Bu hem rakiplerinizi hem de müşterilerinizi ortaya çıkaracaktır.
3.Anketler yaratın, parasal ve para dışı teşviklerle ilgili deneyler yapın. Bu, müşteri tabanınıza bir anket formu göndermek, geri bildirim temin etmenin ve ihtiyaçları keşfetmenin harika bir yoludur.
Örneğin, “Pazara ilk çıktığında ürünümüzde 100 $ indirim olacak,” gibi özendirici bir öneriye gelen karşılıkları değerlendirmeyi deneyin. Eğer insanlar henüz var olmayan bir ürün için bu indirimi almaya başvurmak konusunda istekliyseler, bu müşteri talebinin tasdik edilmesi anlamına gelir.
4.Erken sipariş alın. Indiegogo[5] ve Kickstarter[6] gibi internet ortamında projelere katılımcı finansman desteği sağlayan kitle fonlama platformları, bir ürün ya da hizmet için olan pazar talebini ölçmeyi çok daha kolay hale getirdi. Girişimciler, ürünün özelliklerini tanımlayarak ve internet kitle fonlama sitelerinde bunu kitlelere sunarak, internetteki pazarın nasıl tepki vereceğini görebilirler. Aynı zamanda, alınan anlık geri bildirimler ve sorular, yeni kurulan işletmelerin yaşayacakları potansiyel sorunları ortaya çıkarmalarına yardımcı olabilir ve onların bu sorunları büyümeden düzeltmelerine olanak sağlar.
5.Test reklamları kullanın. Görüntüleyenleri e-mail ile kayıt yapmaya ve ön sipariş vermeye yönlendiren reklamlar yaratmak için Google AdWords, Yahoo!, Bing ve diğer platformlardan faydalanın. Hangi reklamların daha etkili olduğunu test edin. (Örneğin, Tim Ferriss kitabının ismini Adwords geri dönüş oranlarına dayandırarak koydu).
Ve sadece potansiyel müşteriler e-maillerini toplamakla yetinmeyin. Aynı zamanda mini anketlerden gelen verileri de toplamaya çalışın. Ben size, Google AdWords trafiğini kullanan ve müşteri taleplerini analiz eden hepsi bir arada bir piyasaya sürüm aracı olan QuickMVP’i [7]incelemenizi öneriyorum.
İkinci Adım: Çözümü Araştırın
6.Sitenizin çoklu tekrarlarını test edin. Tasarım ve kullanıcı deneyimi kesinlikle müşterilerin girişiminizi değerlendirmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle bu konuda çok sayıda deney yapın. Launchrock,[8] bu tür piyasaya sürüm sayfaları ve müşteri verilerini analiz etmek konusunda çok başarılı olan bir sitedir. Ya da Optimizely’yi[9]kullanarak, A/B test kampanyaları ile deneyler yapmayı deneyin.
7.Beta ürününüzün gerçek kullanıcıları ile konuşun. Beta testlerini yapanlar, piyasaya yeni bir ürün sunarken, potansiyel olarak sizin cankurtaranınız olabilir. İnsanların sizin yeni kurulan işletmenizle ilgilenmelerini sağlamak için, diğerlerinin arasında Betali.st ve StartupLi.st gibi internet sitelerine bir bakın.
Üçünü Adım: Pazar
8.Site kullanımını analiz edin. En çok hangi kelimelerin görüntülendiğini test etmek hedef pazarınızı kavramanızı sağlayabilir. Google Analytics’i kullanarak alt seviyelerdeki verilere ulaşarak, hedef izlemenin, demografik bilgilerin, ilgi alanına göre pazar bölünmesinin ve topluluk analizinin avantajlarından faydalanın.
9.Hangi pazar kampanyalarının en çok müşteri çekeceğini analiz edin. Son kullanıcılarınızı anlamanız gerekir ancak, son kullanıcılarınıza dokunarak onları etkileyen kişilerin davranışlarını anlamanız da bir o kadar önemlidir. Copromote[10] ve Bottlenose[11] da dahil olmak üzere bu konuda size yardımcı olabilecek çeşitli sosyal medya analiz araçları bulunuyor.
10.Parasal ve para dışı teşvikleri bulunan yönlendirme programlarını test edin. Yönlendirme programları, sahip olduğunuz müşterilerinizin tatmin olmuş halde kalmasını sağlarken, yeni müşteriler edinmenin harika bir yolu olabilir.
Başarılı bir yönlendirme programının ünlü bir örneği Dropbox’tur.[12] Şirket, akıllıca davrandı ve paylaşım için iki yönlü bir teşvik kullandı. Yönlendirme kanalıyla Dropbox’a kaydolan kişi, normal yolla kaydolan bir kişiye oranla daha fazla alana sahip oluyor ve yönlendiren kişi de aynı şekilde fazla alana sahip olmuş oluyor.
Yararlanılan Kaynak: http://www.entrepreneur.com/article/243528
Linkler:
29 Aralık 2015 Salı
Hayranlık Uyandıran Bir Marka Nasıl Yaratılır?
Karen Lloyd kısa sure önce, 51 yaşındayken kanser nedeniyle öldü. Kahve içmeyi o kadar çok seviyordu ki, ailesi kenarında en sevdiği kahve zincirinin adı olan bir tabut ısmarlamaya karar verdi.
Bu, etkileyici, tatlı bir şekilde garip bir hareketti. Tipik olarak kurumların hayatımızda bu tür bir hak iddia eden ya da bu hakkı hak eden bir yeri olduğunu düşünmeyiz. Karen’ın bir markaya karşı sadakati, hatta sevgisi, son derece alışılmamış bir şey.
Çoğunlukla, bize hayatımızın dokusunu sunan markalara sadece tahammül ediyoruz: telefonlar, ayakkabılar, uçuşlar, yiyecekler, sigorta, pantolonlar, elektrik. Biri, bir diğerinden biraz daha iyi olabilir, daha çekici teklifler sunabilir ya da düzgün bir şekilde hizmet verebilir. Ancak bu derin bir hayranlık ya da sevgiden çok daha farklı bir şey.
Biz, işlerin tam da bu şekilde olması gerektiğini düşünüyoruz. Mantıklı düşündüğünüzde, kurumsal dünyayı biraz da olsa küçümsemeniz ya da kendinizi uzak tutmanız gerektiğini düşünmeniz normaldir. İşte Karen’ın cenazesinin geniş ölçüde dikkat çekmesinin nedeni de bu.
Kurumlar bazen sevgi ve büyük misyon terimleriyle konuşmayı severler; ancak bunu yaptıklarında hiç bir zaman bizi tam olarak ikna edemezler. Kurumların çabalarını yermek kolaydır. Sloganları düzgündür (‘We try harder/Daha fazla çalışıyoruz’, ‘Just do it/Sadece yap’, ‘I’m lovin’ it/Bunu seviyorum...’) ancak bu sloganların yanından omuz silkip, alaycı bir umursamazlıkla geçecek kadar bunlardan bıkmış durumdayız.
Şu anda kurumların çoğu hayranlığımızı hak etmiyorlar – onlara hayran da olmuyoruz. Ancak bazı durumlarda, gözümüze bunun ne kadar farklı olabileceğine dair görüntüler takılıyor.
1895 yılında bir istasyon şefinin Great Western Railway (Great Western Tren Yolları) üniforması içinde evlenmesi çok da garip olmazdı. Bunu, köle gibi davrandığı için yapmazdı. Ulaşım şirketinin idealleri, kendi doğasıyla derinden çakıştığı için yapardı. Şirketin hizmet ve güvenilirliğe olan bağlılığı, büyük istasyonlarının ihtişamı, emeklilik programlarındaki itibarı – işte bunlar bir insanın ciddiye alıp, bir parçası olmaktan haklı olarak gurur duyacağı şeylerdi.
Kurumsal sevgi: Great Western Railway çalışanlarının, evlenirken üniformalarını giymeleri hiç de garip bir şey olmazdı.
Costa markasının altında yaşamak ve ölmek, sevimli bir şekilde garip bir şey. Ancak yine de, belki gelecekte bir gün, bu tür bir sadakat acayip olmaktan başka bir şey haline gelecek. Bunun gibi bir şeyin parçası olmaktan gerçek anlamda gurur duyacağız.
Kurumların bir tabutun üzerinde olmayı ya da evlenirken giyilen kıyafet olmayı hak etmek için ne yapmaları gerekiyor? Kişiliklerimizin üstün yönleri ile yakın ilişkiler kurmaları, dünya için düzgün bir şekilde iyilik yapmaları ve bize, olmak istediğimiz kişiler olmamız konusunda yardımcı olmaları gerekiyor. İşimize, hayatlarımızdan ne kadar çok şey verdiğimiz de göz önüne alınırsa bunlar, fazlasıyla gerekli ve hiç de gerçek dışı olmayan tutkular gibi görünüyor.
26 Aralık 2015 Cumartesi
Zihinsel Olarak Çok Güçlü Olduğunuzu Gösteren 21 İşaret
Zihinsel olarak güçlü olmak için uzun zaman gerekir.
Kendinizi daha güçlü olmaya zorlamak için her gün pratik yapmanız, gerçekçi iyimserliğinizi korumanız ve kendinize sağlıklı sınırlar belirlemeniz gerekir. Zihinsel olarak güçlü insanlar, kendileri için üzülerek vakit kaybetmek ya da güçlerini başkalarına vermek gibi şeyler yapmazlar.
Pekin zihinsel güç spektrumunun neresinde olduğunuzu nasıl anlayacaksınız? “13 Things Mentally Strong People Don’t Do – Zihinsel Olarak Güçlü İnsanların Yapmadığı 13 Şey” isimli kitabın yazarı psikoterapist Amy Morin’e sorduk.
Morin, sizin zihinsel olarak ortalama insanlardan daha güçlü olduğunuzu gösteren 21 işareti paylaştı ve biz de bunları onun kelimeleriyle listeliyoruz:
- Duygularınızı mantık ile dengeliyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, duygularının düşünme şekillerini nasıl etkileyeceğini anlarlar. Olabilecek en iyi seçimleri yapma amacıyla, duygularını mantıklarıyla dengelerler.
- Verimli davranışları seçiyorsunuz.
Bahane uydurmak, başka insanlar hakkında şikayet etmek ve zorlu durumlardan kaçınmak cazip gelse de, zihinsel olarak güçlü insanlar verimsiz eylemler üzerinde zaman harcamayı reddederler.
- Değişime uyum sağlama yeteneğinize güveniyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanlar, değişimin rahatsız edici olsa bile dayanılabilir olduğunu bilirler. Enerjilerini değişme karşı çıkmak yerine, uyum sağlamaya yoğunlaştırırlar.
- Sizi geride tutan korkularınızla yüzleşiyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanların, başkalarına kanıtlayacak bir şeyleri olmasından dolayı korkularını zapt etmelerine gerek olmasa da, yine de kendilerini geride tutan korkularıyla yüzleşmeye çalışırlar.
- Hatalarınızdan ders alıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar hatalarını gizlemez ya da hataları için bahane üretmezler. Bunun yerine hatalarından ders alırlar.
- Kendini kabul etme ile kendini geliştirme arasında denge kuruyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, kendilerini oldukları gibi kabul ederken aynı zamanda kişisel gelişimleri için ihtiyaç duydukları şeylerin farkında olurlar.
Başkaları başarılı olduğu zaman mutlu olun.
- Samimi bir şekilde diğer kişilerin başarılarını tebrik ediyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanlar, etrafındakilerle – rekabet etmek yerine – işbirliği yaparlar. Diğer insanların başarılarının bir şekilde kendi başarılarını azalttığını hissetmezler.
- Değerlerinize göre yaşamak konusunda kendinizi rahat hissediyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar görece olarak kolaylıkla karar verirler çünkü önceliklerini bilirler ve değerlerine göre yaşarlar.
- Yeteneklerinizle gösteriş yapmak yerine onları geliştirmeye çalışıyorsunuz.
Bazı insanlar diğerlerinin onayına ihtiyaç duyarken, zihinsel olarak güçlü insanlar onay almak konusunda daha az endişe duyarlar. Bunun yerine, doğaları gereği daha iyi olmak için kendilerini motive ederler.
- Gerçek bir hayatınız var.
Zihinsel olarak güçlü insanlar kendilerine karşı dürüsttür. Konuştukları kelimeler, davranışları ile aynıdır.
- Hayatın zorluklarını, büyümek için bir fırsat olarak görüyorsunuz.
Zorluklar bazı insanların sert ve kötü davranmasına neden olurken, zihinsel olarak güçlü insanlar güçlüklerin kendilerini daha iyi bir hale getirmesine izin verirler.
- Kendinize verdiğiniz değer ne başardığınıza değil, kim olduğunuza bağlı.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, kazansalar da kaybetseler de kendilerinden memnun olurlar.
Unutmayın, bu sadece bir depar değil, bir maraton.
- Gecikmiş tatminleri de yaşıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar hedeflerini bir depar değil, bir maraton olarak görürler. Uzun vadede kazanç getirecek olması durumunda, kısa vadeli acılara müsamaha gösterirler.
- Başarısızlıkların üzerine kendinizi toparlıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar başarısızlıkları yolun sonu olarak görmezler. Bunun yerine başarısız olmuş girişimlerini, gelecekte başarılı olma şanslarını artıracak bilgi olarak değerlendirirler.
- Gerçekçi bir iyimsersiniz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, umut ışığını ve işin iyi yanını görmeyi başaran insanlardır ancak iyimser eğilimlerinin gerçeğe karşı gözlerini kör etmesine izin vermezler.
- Seçimleriniz için kişisel sorumluluk alıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, gereksiz yere kendilerini hırpalamazlar ancak eylemlerinin tüm sorumluluğunu üstlerine alırlar.
- Minnettarlığınızı gösteriyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, daha fazlasına ihtiyaçları olduğu konusunda feryat etmek yerine, ihtiyaçları olduğundan daha fazlasına sahip olduklarını kabullenirler.
- Kontrol edebildiğiniz şeylere odaklanıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, hayatta etkili ve verimlidir çünkü kaynaklarını kontrol edebilecekleri şeylere adarlar.
- Aktif problem çözümü ile ilgileniyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, problemin üzerinde durmazlar – bunun yerine çözüm üretirler.
- Etrafınızdaki herkesten bir şeyler daha öğrenmeye açıksınız.
Zihinsel olarak güçlü insanlar devamlı olarak içinde bulundukları durumdan ve karşılaştıkları insanlardan bir şeyler öğrenirler.
- Güçsüzlüklerinizi gizlemek yerine, onları geliştirmeye çalışıyorsunuz.
Pek çok insan hassas noktalarını gizlemeye çalışırken, zihinsel olarak güçlü insanlar enerjilerini bu eksikliklerini geliştirmeye harcar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

