İş Güvenliği, Kalite, Girişimcilik, Endüstriyel Tesisler Hakkında Paylaşımlar
Girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ağustos 2016 Cumartesi
28 Mayıs 2016 Cumartesi
Kinoanın piyasada 100 gramı 15 lira. Tarım sektörü girişimcileri için iyi bir fırsat olabilir...
Astronotların yiyeceği Ağrı Dağı'nda yetiştirildi
Anavatanı Güney Amerika'nın And Dağları olan ve yüksek besin değeriyle astronotların beslenmesinde de kullanılan kinoanın, Ağrı Dağı eteklerinde yapılan deneme üretiminden olumlu sonuçlar alındı. Piyasada 100 gramı 15 lira.
Anavatanı And Dağları olan ve yüksek besin değeriyle astronotların beslenmesinde de kullanılan "kinoa", Ağrı Dağı eteklerinde de üretilmeye başlandı.
Bölge çiftçisine yüksek getirili alternatif ürün temin etmek için Iğdır Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi iş birliğiyle geçen yıl başlatılan çalışmalardan olumlu sonuçlar alındı. Kinoa, iklim koşulları ve toprak yapısıyla Iğdır'ın Ağrı Dağı eteklerindeki deneme sahalarında başarıyla üretildi.
Yaygın üretime yönelik laboratuvar testlerinin devam ettiği kinoa, piyasada 100 gramı 15 lira civarındaki satış fiyatıyla bölge çiftçisi için umut oldu.
38 TÜRÜNDE DE BAŞARILI SONUÇ
Proje ekibinden Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Temel, AA muhabirine, geçen yıl mart ayında kinoanın 23 çeşidinin ekildiğini, bundan olumlu sonuç alınınca 15 türün daha ekimini yaptıklarını söyledi. Kinoanın çok verimli olduğunu anlatan Temel, şöyle konuştu:
"Kinoanın 38 türünün ekimini yaptık, sulak alanlarda dönüm başı yaklaşık 400, kıraç alanlarda ise 200 kilogram arası verim aldık. Yapılan çalışmalar sonucu Iğdır'ın ekolojik koşullarının, kinoanın ot ve tohum üretimi açısından çok verimli olduğunu tespit ettik. Şimdi kinoanın laboratuvar ve sera ortamında soğuğa, tuzluluğa ve kuraklığa dayanıklılık testlerini yürütüyoruz. Buradan elde edilecek sonuçlarla bu bitkinin bu bölgeyi neden sevdiğini ve uyum sağladığını belirleyeceğiz. Kinoa bitkisi diğer kültür bitkilerine göre tuzluluğu biraz daha seviyor, Iğdır Ovası'nda da tuzluluk var."
Kinoanın bu bölgede olgunlaşma süresinin uzun olduğunu dile getiren Temel, "Iğdır'ın vejetasyon (olgunlaşma) süresi uzun, mart ayının sonundan itibaren tarlalara ekimleri yapabiliyoruz. Ekim ayına kadar yetişme süresi oluyor. Biz geçen yıl 23 çeşit içerisinde ortalama 4,5 aylık bir yetişme süresinin olduğunu tespit ettik" dedi.
Bölge çiftçisine yüksek getirili alternatif ürün temin etmek için Iğdır Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi iş birliğiyle geçen yıl başlatılan çalışmalardan olumlu sonuçlar alındı. Kinoa, iklim koşulları ve toprak yapısıyla Iğdır'ın Ağrı Dağı eteklerindeki deneme sahalarında başarıyla üretildi.
Yaygın üretime yönelik laboratuvar testlerinin devam ettiği kinoa, piyasada 100 gramı 15 lira civarındaki satış fiyatıyla bölge çiftçisi için umut oldu.
38 TÜRÜNDE DE BAŞARILI SONUÇ
Proje ekibinden Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Temel, AA muhabirine, geçen yıl mart ayında kinoanın 23 çeşidinin ekildiğini, bundan olumlu sonuç alınınca 15 türün daha ekimini yaptıklarını söyledi. Kinoanın çok verimli olduğunu anlatan Temel, şöyle konuştu:
"Kinoanın 38 türünün ekimini yaptık, sulak alanlarda dönüm başı yaklaşık 400, kıraç alanlarda ise 200 kilogram arası verim aldık. Yapılan çalışmalar sonucu Iğdır'ın ekolojik koşullarının, kinoanın ot ve tohum üretimi açısından çok verimli olduğunu tespit ettik. Şimdi kinoanın laboratuvar ve sera ortamında soğuğa, tuzluluğa ve kuraklığa dayanıklılık testlerini yürütüyoruz. Buradan elde edilecek sonuçlarla bu bitkinin bu bölgeyi neden sevdiğini ve uyum sağladığını belirleyeceğiz. Kinoa bitkisi diğer kültür bitkilerine göre tuzluluğu biraz daha seviyor, Iğdır Ovası'nda da tuzluluk var."
Kinoanın bu bölgede olgunlaşma süresinin uzun olduğunu dile getiren Temel, "Iğdır'ın vejetasyon (olgunlaşma) süresi uzun, mart ayının sonundan itibaren tarlalara ekimleri yapabiliyoruz. Ekim ayına kadar yetişme süresi oluyor. Biz geçen yıl 23 çeşit içerisinde ortalama 4,5 aylık bir yetişme süresinin olduğunu tespit ettik" dedi.
ÇİFTÇİ İÇİN GETİRİSİ YÜKSEK
Türkiye'nin yeni yeni tanıştığı kinoanın, çiftçi için alternatif ve yüksek getirili bir ürün olduğunu belirten Temel, şunları söyledi: "Kinoa bitkisi sofrada buğdaya, pirince ve Mısıra alternatiftir. Ekonomik anlamda ise yine aynı bakliyatlara iyi bir alternatif olur. bugün buğdayın kilogramı 1 liraya satılıyorsa çiftçi bu bitkiyi satmak istediğinde 150 liradan aşağı satmayacak. Pirinç, mısır ve buğdaya göre ortalama 3 kat daha fazla protein, mineral ve vitamin içeriğine sahip. Kinoa bitkisinin lif oranı yüksek, bu yüzden insanların daha tok kalmalarını sağlıyor. Bu bitki diğer gıdalara göre daha yüksek protein ve vitamin içerdiğinden dolayı daha uzun bir süre insanların günlük gereksinim duydukları besin ihtiyaçlarını karşılıyor."
Türkiye'nin yeni yeni tanıştığı kinoanın, çiftçi için alternatif ve yüksek getirili bir ürün olduğunu belirten Temel, şunları söyledi: "Kinoa bitkisi sofrada buğdaya, pirince ve Mısıra alternatiftir. Ekonomik anlamda ise yine aynı bakliyatlara iyi bir alternatif olur. bugün buğdayın kilogramı 1 liraya satılıyorsa çiftçi bu bitkiyi satmak istediğinde 150 liradan aşağı satmayacak. Pirinç, mısır ve buğdaya göre ortalama 3 kat daha fazla protein, mineral ve vitamin içeriğine sahip. Kinoa bitkisinin lif oranı yüksek, bu yüzden insanların daha tok kalmalarını sağlıyor. Bu bitki diğer gıdalara göre daha yüksek protein ve vitamin içerdiğinden dolayı daha uzun bir süre insanların günlük gereksinim duydukları besin ihtiyaçlarını karşılıyor."
Kaynak: http://www.egehaber.com/
24 Mayıs 2016 Salı
Evde Sebze Yetiştirmeye Ne Dersiniz?
Minik apartman dairelerinde yaşayan bizler; ah, bir bahçemiz olsa da, sebze yetiştirsek diye iç geçirip dururuz. Foop isimli ürün, bir Japon firması olan C’estec tarafından tam da bunun için geliştirildi. Böylelikle evlerimizde artık sebze yetiştirebileceğiz.
Foop (yemek ve insan kelimelerinin birleşimiyle üretilmiş bir isim) ufak boyutlarda, topraksız kullanılan bir tarım kitidir. Kullanıcıların toprak yerine, suda bitki yetiştirmelerine olanak tanır.
Tasarımcıları Foop’la, sevilen yeşil yapraklı sebzeleri yetiştirebileceğimizi söylüyor. Örnek olarak: marul, roka, fesleğen, maydonoz vb.
Başarılı bir iş fikri olan Foop’un şık ahşap tasarımı, Japonya’nın en ünlü ahşap işçiliği bölgelerinden biri olan Gifu eyaletine bağlı Hida kentinde yaşayan zanaatkârlarca yapıldı. Cihazın bir de plastik ön yüzü var ki, bu sayede ürünlerinizin büyüme sürecini, buradan kontrol edebiliyorsunuz. Foop üzerinde, hiçbir düğme bulunmuyor çünkü cihazın ısı, nem, ışık, su seviyesi gibi tüm ayarlamaları bir akılı telefon uygulaması vasıtasıyla yapılıyor. Foop ayrıca düzenli olarak cep telefonunuza, bitkilerinizin büyüme evreleri hakkında ve gelişim süreçlerinin tamamlandığına dair mesaj gönderiyor.
C’estec bu cihazı, Tokyo gibi kalabalık şehirlerde yaşayan ve hem bahçeden, hem de bahçecilik bilgilerinden yoksun olan insanlar için geliştirdi. Bu nedenle, kullanımı oldukça kolay. Bu kompakt cihaz, içerisine bitki numunelerini yerleştireceğiniz, çok sayıda nem tutucu sünger yuvaya sahip. İşlem tamamlandıktan sonra tek yapmanız gereken Foop’unuzu cep telefonunuza bağlamak. Ardından telefona bitkinin ne kadar zamanda gelişeceğine dair bir bilgi ulaşıyor. Bahçecilikten anlayan kişiler içinbu akıllı telefon uygulamasını kullanarak ışık, ısı ve nem gibi ayarlarda değişiklik yapabilme imkânı var.
Bitkilerin, en uygun şartlarda büyümesini sağlamak amacıyla Foop çok sayıda özellikle donatılmış. Bunlar, LED lambalar, fanlar, karbon dioksit sensörler ve suya oksijen göndermeye yarayan küçük bir pompadan oluşmaktadır. Sık sık Foop’tan telefonunuza gelen mesajları kontrol etmek istemiyorsanız; cihazın üzerinde bulunan LED aydınlatmalı minik ekrandan bitkinizin durumu hakkındaki 20 farklı göstergeyi izleyebilirsiniz. Bitkiniz tamamen olgunlaştığında, tek yapmanız gereken kapağı açmak ve tepsiyi dışarı çıkarıp evde yetiştirdiğiniz bitkinin tadına varmak.
İnovatif iş fikri Foop, resmi olarak Eylül ayında piyasaya sürülecek fakat C’estec şimdiden, ön siparişleri almaya başladı. Bu cihazı satın almak için 38 bin Japon yeni yani 360 dolar ödemeniz gerekecek. Bu cihazdan sipariş etmek istiyorsanız acele etmelisiniz çünkü piyasaya şimdilik yalnızca 100 adet ürün sürülecek.
Kaynak: http://www.yeniisfikirleri.net/
Tüm Başarılı Girişimcilerin 10 Ortak Özelliği
Başarılı bir girişimci olmak için gerekli olan şeylere sahip misiniz?
Tüm girişimciler aynı kopya üzerinden yaratılmamışlardır. Farklı eğitim seviyeleri kadar, farklı coğrafi bölgelerden, yetiştirilme şekillerinden, gelir kademelerinden ve sosyal sınıflardan gelirler.
Girişimcilikte çok başarılı olmak için kusursuz bir harita olmamasına rağmen, tutarlı olan bir şey var: Tüm başarılı girişimciler, aşağıdaki 10 özelliğe sahipler.
1.Azim dolu olmak.Bir girişimci olmak için yola çıktığınızda, bu yolda ilerlerken çok net hedefler belirlemeniz gerekir. İşinizi büyütmek, satışlarınızı artırmak ve yeni çalışanları işe almak için, tüm bunların dahilinde başarıyla gerçekleştirmeniz gereken mikro hedeflerinizin olması gerekir.
Bu tür bir iş yükü ve zorluk, pek çok insanı girişimcilik üzerine bir kariyer yolu izlemekten vazgeçirebilir. Başarılı olmak için en başından itibaren azimli olmak zorundasınız – hatta daha işe başlamadan bile. Eğer bunu başarmak için tamamen azimli olmazsanız, tüm bu yükün altında yıkılma ihtimaliniz oldukça yüksektir.
2. Risk almaktan korkmamak.
En başarılı girişimcilerden bazıları büyük risklere girerler ve bunun karşılığını da oldukça büyük bir şekilde alırlar. Shara Tank’ten (Amerika'daki bir girişim yarışması TV programı) Barbara Corcoran 1,000$’lık bir krediyi, 5 milyon$’lık bir gayri menkul işine çevirdi ve sonunda, 2001 yılında bu işi 66 milyon $’a sattı.
En başarılı girişimcilerden bazıları büyük risklere girerler ve bunun karşılığını da oldukça büyük bir şekilde alırlar. Shara Tank’ten (Amerika'daki bir girişim yarışması TV programı) Barbara Corcoran 1,000$’lık bir krediyi, 5 milyon$’lık bir gayri menkul işine çevirdi ve sonunda, 2001 yılında bu işi 66 milyon $’a sattı.
Pek çok insan risk kelimesini duyduğunda bunu finansal risk ile ilişkilendirir ancak Corcoran’ın söz konusu olduğu durumda, başlangıçta yapılan finansal yatırım pek de riskli değildi. Risk, bu kadar küçük bir başlangıç sermayesi ile işinin ilerlemesi için elindekilerin yüzde 100’ünü buraya yatırdığında ortaya çıktı. Pek çok kişi çok az bir parayla yeni bir işletme kurmanın olası olmadığını düşünür ancak risk almaktan korkmayanlar, sınırlı fonlama gibi şeyleri bir engel olarak görmezler.
3.Yüksek seviyede kendine güven.
Kendine güvenleri yüksek olan girişimciler, en stresli koşullar altında bile işlerini tamamlarlar. Büyük zorlukların, büyük ödüller getireceğini bilirler. Bu, neredeyse her başarılı girişimcinin, pek çok kişinin bir zorluk olarak değerlendirdiği şeyi bir fırsat olarak görme zihniyetinin aynısıdır. Pek çok kişinin zorluğa odaklandığı durumlarda, başarılı bir girişimci bitiş çizgisine ve sonunda elde edeceği ödüle odaklanır.
Kendine güvenleri yüksek olan girişimciler, en stresli koşullar altında bile işlerini tamamlarlar. Büyük zorlukların, büyük ödüller getireceğini bilirler. Bu, neredeyse her başarılı girişimcinin, pek çok kişinin bir zorluk olarak değerlendirdiği şeyi bir fırsat olarak görme zihniyetinin aynısıdır. Pek çok kişinin zorluğa odaklandığı durumlarda, başarılı bir girişimci bitiş çizgisine ve sonunda elde edeceği ödüle odaklanır.
4.Öğrenmeye karşı duyulan heves.
Tetikte olmak ve tetikte kalmak zorundasınız ve bunun için de devamlı olarak bir şeyler öğrenmeniz gerekir. Sektörler devamlı olarak değişir ve gelişir – ve sadece devamlı olarak bir şeyler öğrenerek büyüyenler bir adım önde olurlar. Rakipleriniz, her zaman için sizin önünüze geçmek amacıyla tepenize binmeye çalışacaklardır.
Tetikte olmak ve tetikte kalmak zorundasınız ve bunun için de devamlı olarak bir şeyler öğrenmeniz gerekir. Sektörler devamlı olarak değişir ve gelişir – ve sadece devamlı olarak bir şeyler öğrenerek büyüyenler bir adım önde olurlar. Rakipleriniz, her zaman için sizin önünüze geçmek amacıyla tepenize binmeye çalışacaklardır.
Her zaman için, bundan sonraki en büyük şeyi gerçekleştireceğini söyleyen başka biri olacaktır.
Devamlı olarak öğrenerek tetikte kalmak sizin onların önlerinde olmanızı sağlar ve önünüze geçmelerine engel olur. Kitap okuyun ve sektör haberlerini okumak için sabahları erken kalkın – devamlı olarak bir şeyler öğrenmek ve yeni bilgileri özümsemek için elinizden gelen her şeyi yapın.
5.Başarısızlığın oyunun bir parçası olduğunu anlamak.
Richard Branson bunu en iyi şekilde ifade etmiş: “Çok az sayıda yeni işletme başarılı olur. İşte yeni bir girişimciyi diğerlerinden ayıran bu başarısızlıkla nasıl baş ettiğidir. Aslında başarısızlık, başarıya giden yoldaki sırlardan biridir, çünkü en iyi fikirler kepenk indirmiş bir işletmenin küllerinden doğar.”
Richard Branson bunu en iyi şekilde ifade etmiş: “Çok az sayıda yeni işletme başarılı olur. İşte yeni bir girişimciyi diğerlerinden ayıran bu başarısızlıkla nasıl baş ettiğidir. Aslında başarısızlık, başarıya giden yoldaki sırlardan biridir, çünkü en iyi fikirler kepenk indirmiş bir işletmenin küllerinden doğar.”
Başarısızlığın girişimci olmanın bir parçası olduğunu anlarsanız, bu başarısızlıkları alır ve öğrendiğiniz deneyimler olarak kullanırsınız. Gerçek dünyada yaşanılan deneyimler, hatta başarısızlık bile, size bir sınıfta öğreneceğinizden çok daha fazla şey öğretir.
6.İşi hakkında tutkulu olmak.
Tutku, ister sıfırdan bir işletme kuruyor olun, ister kanıtlanmış bir başarı geçmişi olan bir internet işini satın alın, başarılı olmak için gerekli olan gücü ve kararlılığınızı kamçılar.
Tutku, ister sıfırdan bir işletme kuruyor olun, ister kanıtlanmış bir başarı geçmişi olan bir internet işini satın alın, başarılı olmak için gerekli olan gücü ve kararlılığınızı kamçılar.
Yaptığınız şeyden bütün yönleriyle zevk almak zorundasınız – uzun, yorucu günler ve geceler geçireceksiniz ve ilerlediğiniz yolun bazı noktalarında işiniz sizi tüketecek. Eğer yaptığınız işe tamamen tutkuyla bağlı değilseniz, eklenen stres ve engeller omuzlarınızdaki yükü artırır ve en sonunda çökmenize neden olur.
7.Şartlara fazlasıyla uyum göstermek.
Eğer girişimciler her dönemecin ardında ne olduğunu görme yetisine sahip olsalardı, her şey çok daha kolay olurdu – ancak maalesef böyle bir şey söz konusu değil. İyi düşünülmüş bir planınız ve stratejiniz olsa bile her dönemecin ardında sizi bekleyen sürprizler olabilir.
Eğer girişimciler her dönemecin ardında ne olduğunu görme yetisine sahip olsalardı, her şey çok daha kolay olurdu – ancak maalesef böyle bir şey söz konusu değil. İyi düşünülmüş bir planınız ve stratejiniz olsa bile her dönemecin ardında sizi bekleyen sürprizler olabilir.
Eğer şartlara son derecede kolay bir şekilde uyum sağlayan biriyseniz, bu sizi herhangi bir duruma hızla tepki vermek konusunda yetenekli kılar. Bu da sizin bir sıkıntı olduğunda bundan kurtulacak şekilde yolunuzu bulmanıza ve uyum sağlayamayanların batacağı ortamlarda gelişip başarılı olmanıza olanak sağlar.
8.Para yönetimini iyi anlamak.
İşletmenizi yeni kuruyor olmanız, bireysel kredi kartlarınızı kullanmanız ya da yatırımcılardan milyon dolarlar almış olmanız fark etmez – mükemmel para yönetimi becerilerine sahip olmaz zorundasınız. Fazla harcama yapmak ya da fonları daha az önemli işlere ayırmak gibi verilen kötü kararlar, hızla işinizi mahvedebilir.
İşletmenizi yeni kuruyor olmanız, bireysel kredi kartlarınızı kullanmanız ya da yatırımcılardan milyon dolarlar almış olmanız fark etmez – mükemmel para yönetimi becerilerine sahip olmaz zorundasınız. Fazla harcama yapmak ya da fonları daha az önemli işlere ayırmak gibi verilen kötü kararlar, hızla işinizi mahvedebilir.
Net bir finansal harita hazırlayın – aylık temel harcamalarınız ve yükümlülükleriniz neler? Aylık olarak “temel” kategorisine girmeyen kalemlere ne kadar para ayırabilirsiniz? Planınıza bağlı kalın ve tüm ortak kurucu ve hissedarların da bu şekilde davrandığından emin olun. Para problemleri, aynı bir evliliği mahvettikleri gibi bir işletmeyi de yok edebilir.
9.İletişim ağı konusunda uzman olmak.
Elinizde büyük bir kartvizit koleksiyonu ve kişi listesi olması sizi iletişim ağı konusunda bir uzman yapmaz. İletişim ağı, gerçekten anlamı olan, değer tabanlı ilişkiler kurmakla ilgilidir – işletmelere fırsatlar sunan ve her iki taraf içinde faydalı uzun süreli ilişkilere yol açan, bu tür ilişkilerdir.
Elinizde büyük bir kartvizit koleksiyonu ve kişi listesi olması sizi iletişim ağı konusunda bir uzman yapmaz. İletişim ağı, gerçekten anlamı olan, değer tabanlı ilişkiler kurmakla ilgilidir – işletmelere fırsatlar sunan ve her iki taraf içinde faydalı uzun süreli ilişkilere yol açan, bu tür ilişkilerdir.
Ben, sadece işime sadece kısa bir süre için yardımcı olan insanlarla değil, aynı zamanda bana gelecekte de yardımcı olma potansiyeli olan insanlarla sürekli olarak iletişim ağı kuruyorum. İletişim ağı kurarken bencil olmayın. Bir ilişkinin sizin için potansiyel olarak faydalı olup olmadığını düşünmeden önce bile her zaman için birine nasıl yardım edebileceğinizi ve değer katabileceğinizi bilmeniz gerekir.
10.Satış ve tanıtım yapma yeteneği.
Eğer “Shark Tank” isimli TV programını izlediyseniz, o zaman kesinlikle Mark Cuban’ın girişimcilere birden fazla durumda, başarılı bir işletme sahibi olmanın kesinlikle esas parçalarından birinin nasıl satış yapılacağını bilmek olduğunu söylediğini duymuşsunuzdur.
Eğer “Shark Tank” isimli TV programını izlediyseniz, o zaman kesinlikle Mark Cuban’ın girişimcilere birden fazla durumda, başarılı bir işletme sahibi olmanın kesinlikle esas parçalarından birinin nasıl satış yapılacağını bilmek olduğunu söylediğini duymuşsunuzdur.
Eğer ürününüzün ya da hizmetinizin bir probleme nasıl çözüm ürettiğini ifade edemiyorsanız, zorlu bir yolculuk sizi bekliyor demektir. Eğer siz, yani ürün ya da hizmetin yaratıcısı bu ürünü ya da hizmeti açıklayamıyorsa, o zaman kim bunu yapabilir ki?
1 Mayıs 2016 Pazar
Hayatınızın Girişim Fikrini Nasıl Bulursunuz?
Girişimcilik hayalleri kuran insanları en çok zorlayan konulardan birisi ne iş yapacaklarına karar verememektir.
Üzerine bolca kafa yorulması gereken ve yanıtı bir girişimcinin tüm hayatını etkileyecek bu soru üzerinde düşünürken kullanabileceğiniz bir araç sunmak istiyoruz size.
Haas Üniversitesi’nden Mark Coopersmith 3 parçadan oluşan bir Venn diyagramını kullanarak tam size uygun, hayatınızın girişim fikrini bulabileceğinize inanıyor. Coopersmith’e göre aşağıda tanımları yapılan uzmanlık, fırsat ve tutku alanlarının ortak kesişim noktası size tam uygun işi ortaya koyuyor.
Uzmanlık: Uzmanlık sizin ve diğer kurucu üyelerin toplamda neleri yapabileceğinizi, bilgi, tecrübe ve ilişkiler gibi unsurlardaki gücünüzü kapsıyor. Girişiminizin ilk adımında takımınızda eksiklikler olsa da kurmak istediğiniz iş konusunda temel bilgi ve becerilere sahip olmanız şart. Aksi takdirde başarısızlık kaçınılmaz.
Fırsat: İki türde iş fırsatları olabilir; mevcut pazarlar ya da potansiyel pazarlar. Her iki türde de başarılı olabilirsiniz ancak hedeflediğiniz pazarın gelecek yıllardaki büyüme potansiyelini öngörmek için araştırma yapmanız gerekir. Öte yandan radikal derecede yenilikçi iş fikirlerinde pazar potansiyeli hakkında bilimsel araştırmalar yapmak imkansız olabilir, bu durumda kendi vizyonunuza inanmanız gerekir.
Tutku: Başarı mı tutkuyu, yoksa tutku mu başarıyı tetikliyor emin değiliz. Çoğu insan tutkunun başarıyı getirdiğine inansa da, hızlı büyüyen başarılı bir işin kurucularının tutkusunu arttırması da mümkün. Öte yandan bir işin başarıya ulaşması zaman alacağından, işinizi sevmenizde büyük yarar var.
Hadi bakalım sevgili girişimciler, şimdi sıra sizde. Yukarıdaki Venn diyagramını kullanarak kendi hayatınızın girişim fikrini bulmaya çalışın.
Yararlanılan Kaynak: The Art of the Start 2.0: The Time-Tested, Battle-Hardened Guide for Anyone Starting Anything / Guy Kawasaki
http://www.girisimcilerokulu.com/
5 Ocak 2016 Salı
İş Fikrinizi Kolayca Test Edebileceğiniz 10 Deney
Her yenilikçi girişim fikri başlangıçta sadece bir hipotezdir. Girişimci fikrine tam anlamıyla aşık olsa bile, eğer potansiyel müşteriler fikre ilgi duymuyorlarsa başarısızlığa uğrayacağı kesindir. O nedenle girişimcilerin iş fikirlerini bir hipotez olarak ele alıp tıpkı bilimsel bir hipotezde olduğu gibi onu ispatlamaya çalışması kritik önemdedir.
Ancak karşılaşılan zorluk şu: Hipotezlerinizi test etmek için hangi deneyleri uygulayacaksınız? Aşağıda bunlardan 10 tanesini bulabilirsiniz. Deneylerinizi kurarken, Javelin Experiment Board[1] uygulamasını kullanmanızı tavsiye ediyorum.
Birinci Adım: Problemi ve Pazarı Araştırın.
1.Ne yaptığınızı halka açık olarak bloğunuzda paylaşın. Bu, iş fikrinizle ilgili nitelikli ve kişisel geri bildirimler elde etmenize yardımcı olur. Aynı zamanda, buna müşterilerinizle yapacağınız yüz yüze yapılan görüşmeleri de dahil etmelisiniz (etkili müşteri görüşmeleri için bu ipuçlarını okuyun [2]).
2.Quora[3] ve diğer online tartışma araçları üzerinde açık sorular sorun. İnsanların söylemek istediklerini dinleyin. Pek çok müşteri, geri bildirim sağlamak ister ancak sadece onlardan bunu istemeniz gerekir. Quora gibi Soru&Cevap sitelerine ya da Reddit[4] gibi veya sizin sektörünüze özel forumlara girin ve sorular sormaya başlayın. “İnsanlar bu problemi nasıl çözerler...” gibi genel sorgulamalarla başlayabilirsiniz. Örneğin, “Risk sermayesi ve özel sermaye fonları için hangi CRM araçları kullanılır?” Bu hem rakiplerinizi hem de müşterilerinizi ortaya çıkaracaktır.
3.Anketler yaratın, parasal ve para dışı teşviklerle ilgili deneyler yapın. Bu, müşteri tabanınıza bir anket formu göndermek, geri bildirim temin etmenin ve ihtiyaçları keşfetmenin harika bir yoludur.
Örneğin, “Pazara ilk çıktığında ürünümüzde 100 $ indirim olacak,” gibi özendirici bir öneriye gelen karşılıkları değerlendirmeyi deneyin. Eğer insanlar henüz var olmayan bir ürün için bu indirimi almaya başvurmak konusunda istekliyseler, bu müşteri talebinin tasdik edilmesi anlamına gelir.
4.Erken sipariş alın. Indiegogo[5] ve Kickstarter[6] gibi internet ortamında projelere katılımcı finansman desteği sağlayan kitle fonlama platformları, bir ürün ya da hizmet için olan pazar talebini ölçmeyi çok daha kolay hale getirdi. Girişimciler, ürünün özelliklerini tanımlayarak ve internet kitle fonlama sitelerinde bunu kitlelere sunarak, internetteki pazarın nasıl tepki vereceğini görebilirler. Aynı zamanda, alınan anlık geri bildirimler ve sorular, yeni kurulan işletmelerin yaşayacakları potansiyel sorunları ortaya çıkarmalarına yardımcı olabilir ve onların bu sorunları büyümeden düzeltmelerine olanak sağlar.
5.Test reklamları kullanın. Görüntüleyenleri e-mail ile kayıt yapmaya ve ön sipariş vermeye yönlendiren reklamlar yaratmak için Google AdWords, Yahoo!, Bing ve diğer platformlardan faydalanın. Hangi reklamların daha etkili olduğunu test edin. (Örneğin, Tim Ferriss kitabının ismini Adwords geri dönüş oranlarına dayandırarak koydu).
Ve sadece potansiyel müşteriler e-maillerini toplamakla yetinmeyin. Aynı zamanda mini anketlerden gelen verileri de toplamaya çalışın. Ben size, Google AdWords trafiğini kullanan ve müşteri taleplerini analiz eden hepsi bir arada bir piyasaya sürüm aracı olan QuickMVP’i [7]incelemenizi öneriyorum.
İkinci Adım: Çözümü Araştırın
6.Sitenizin çoklu tekrarlarını test edin. Tasarım ve kullanıcı deneyimi kesinlikle müşterilerin girişiminizi değerlendirmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle bu konuda çok sayıda deney yapın. Launchrock,[8] bu tür piyasaya sürüm sayfaları ve müşteri verilerini analiz etmek konusunda çok başarılı olan bir sitedir. Ya da Optimizely’yi[9]kullanarak, A/B test kampanyaları ile deneyler yapmayı deneyin.
7.Beta ürününüzün gerçek kullanıcıları ile konuşun. Beta testlerini yapanlar, piyasaya yeni bir ürün sunarken, potansiyel olarak sizin cankurtaranınız olabilir. İnsanların sizin yeni kurulan işletmenizle ilgilenmelerini sağlamak için, diğerlerinin arasında Betali.st ve StartupLi.st gibi internet sitelerine bir bakın.
Üçünü Adım: Pazar
8.Site kullanımını analiz edin. En çok hangi kelimelerin görüntülendiğini test etmek hedef pazarınızı kavramanızı sağlayabilir. Google Analytics’i kullanarak alt seviyelerdeki verilere ulaşarak, hedef izlemenin, demografik bilgilerin, ilgi alanına göre pazar bölünmesinin ve topluluk analizinin avantajlarından faydalanın.
9.Hangi pazar kampanyalarının en çok müşteri çekeceğini analiz edin. Son kullanıcılarınızı anlamanız gerekir ancak, son kullanıcılarınıza dokunarak onları etkileyen kişilerin davranışlarını anlamanız da bir o kadar önemlidir. Copromote[10] ve Bottlenose[11] da dahil olmak üzere bu konuda size yardımcı olabilecek çeşitli sosyal medya analiz araçları bulunuyor.
10.Parasal ve para dışı teşvikleri bulunan yönlendirme programlarını test edin. Yönlendirme programları, sahip olduğunuz müşterilerinizin tatmin olmuş halde kalmasını sağlarken, yeni müşteriler edinmenin harika bir yolu olabilir.
Başarılı bir yönlendirme programının ünlü bir örneği Dropbox’tur.[12] Şirket, akıllıca davrandı ve paylaşım için iki yönlü bir teşvik kullandı. Yönlendirme kanalıyla Dropbox’a kaydolan kişi, normal yolla kaydolan bir kişiye oranla daha fazla alana sahip oluyor ve yönlendiren kişi de aynı şekilde fazla alana sahip olmuş oluyor.
Yararlanılan Kaynak: http://www.entrepreneur.com/article/243528
Linkler:
29 Aralık 2015 Salı
Hayranlık Uyandıran Bir Marka Nasıl Yaratılır?
Karen Lloyd kısa sure önce, 51 yaşındayken kanser nedeniyle öldü. Kahve içmeyi o kadar çok seviyordu ki, ailesi kenarında en sevdiği kahve zincirinin adı olan bir tabut ısmarlamaya karar verdi.
Bu, etkileyici, tatlı bir şekilde garip bir hareketti. Tipik olarak kurumların hayatımızda bu tür bir hak iddia eden ya da bu hakkı hak eden bir yeri olduğunu düşünmeyiz. Karen’ın bir markaya karşı sadakati, hatta sevgisi, son derece alışılmamış bir şey.
Çoğunlukla, bize hayatımızın dokusunu sunan markalara sadece tahammül ediyoruz: telefonlar, ayakkabılar, uçuşlar, yiyecekler, sigorta, pantolonlar, elektrik. Biri, bir diğerinden biraz daha iyi olabilir, daha çekici teklifler sunabilir ya da düzgün bir şekilde hizmet verebilir. Ancak bu derin bir hayranlık ya da sevgiden çok daha farklı bir şey.
Biz, işlerin tam da bu şekilde olması gerektiğini düşünüyoruz. Mantıklı düşündüğünüzde, kurumsal dünyayı biraz da olsa küçümsemeniz ya da kendinizi uzak tutmanız gerektiğini düşünmeniz normaldir. İşte Karen’ın cenazesinin geniş ölçüde dikkat çekmesinin nedeni de bu.
Kurumlar bazen sevgi ve büyük misyon terimleriyle konuşmayı severler; ancak bunu yaptıklarında hiç bir zaman bizi tam olarak ikna edemezler. Kurumların çabalarını yermek kolaydır. Sloganları düzgündür (‘We try harder/Daha fazla çalışıyoruz’, ‘Just do it/Sadece yap’, ‘I’m lovin’ it/Bunu seviyorum...’) ancak bu sloganların yanından omuz silkip, alaycı bir umursamazlıkla geçecek kadar bunlardan bıkmış durumdayız.
Şu anda kurumların çoğu hayranlığımızı hak etmiyorlar – onlara hayran da olmuyoruz. Ancak bazı durumlarda, gözümüze bunun ne kadar farklı olabileceğine dair görüntüler takılıyor.
1895 yılında bir istasyon şefinin Great Western Railway (Great Western Tren Yolları) üniforması içinde evlenmesi çok da garip olmazdı. Bunu, köle gibi davrandığı için yapmazdı. Ulaşım şirketinin idealleri, kendi doğasıyla derinden çakıştığı için yapardı. Şirketin hizmet ve güvenilirliğe olan bağlılığı, büyük istasyonlarının ihtişamı, emeklilik programlarındaki itibarı – işte bunlar bir insanın ciddiye alıp, bir parçası olmaktan haklı olarak gurur duyacağı şeylerdi.
Kurumsal sevgi: Great Western Railway çalışanlarının, evlenirken üniformalarını giymeleri hiç de garip bir şey olmazdı.
Costa markasının altında yaşamak ve ölmek, sevimli bir şekilde garip bir şey. Ancak yine de, belki gelecekte bir gün, bu tür bir sadakat acayip olmaktan başka bir şey haline gelecek. Bunun gibi bir şeyin parçası olmaktan gerçek anlamda gurur duyacağız.
Kurumların bir tabutun üzerinde olmayı ya da evlenirken giyilen kıyafet olmayı hak etmek için ne yapmaları gerekiyor? Kişiliklerimizin üstün yönleri ile yakın ilişkiler kurmaları, dünya için düzgün bir şekilde iyilik yapmaları ve bize, olmak istediğimiz kişiler olmamız konusunda yardımcı olmaları gerekiyor. İşimize, hayatlarımızdan ne kadar çok şey verdiğimiz de göz önüne alınırsa bunlar, fazlasıyla gerekli ve hiç de gerçek dışı olmayan tutkular gibi görünüyor.
26 Aralık 2015 Cumartesi
Zihinsel Olarak Çok Güçlü Olduğunuzu Gösteren 21 İşaret
Zihinsel olarak güçlü olmak için uzun zaman gerekir.
Kendinizi daha güçlü olmaya zorlamak için her gün pratik yapmanız, gerçekçi iyimserliğinizi korumanız ve kendinize sağlıklı sınırlar belirlemeniz gerekir. Zihinsel olarak güçlü insanlar, kendileri için üzülerek vakit kaybetmek ya da güçlerini başkalarına vermek gibi şeyler yapmazlar.
Pekin zihinsel güç spektrumunun neresinde olduğunuzu nasıl anlayacaksınız? “13 Things Mentally Strong People Don’t Do – Zihinsel Olarak Güçlü İnsanların Yapmadığı 13 Şey” isimli kitabın yazarı psikoterapist Amy Morin’e sorduk.
Morin, sizin zihinsel olarak ortalama insanlardan daha güçlü olduğunuzu gösteren 21 işareti paylaştı ve biz de bunları onun kelimeleriyle listeliyoruz:
- Duygularınızı mantık ile dengeliyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, duygularının düşünme şekillerini nasıl etkileyeceğini anlarlar. Olabilecek en iyi seçimleri yapma amacıyla, duygularını mantıklarıyla dengelerler.
- Verimli davranışları seçiyorsunuz.
Bahane uydurmak, başka insanlar hakkında şikayet etmek ve zorlu durumlardan kaçınmak cazip gelse de, zihinsel olarak güçlü insanlar verimsiz eylemler üzerinde zaman harcamayı reddederler.
- Değişime uyum sağlama yeteneğinize güveniyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanlar, değişimin rahatsız edici olsa bile dayanılabilir olduğunu bilirler. Enerjilerini değişme karşı çıkmak yerine, uyum sağlamaya yoğunlaştırırlar.
- Sizi geride tutan korkularınızla yüzleşiyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanların, başkalarına kanıtlayacak bir şeyleri olmasından dolayı korkularını zapt etmelerine gerek olmasa da, yine de kendilerini geride tutan korkularıyla yüzleşmeye çalışırlar.
- Hatalarınızdan ders alıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar hatalarını gizlemez ya da hataları için bahane üretmezler. Bunun yerine hatalarından ders alırlar.
- Kendini kabul etme ile kendini geliştirme arasında denge kuruyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, kendilerini oldukları gibi kabul ederken aynı zamanda kişisel gelişimleri için ihtiyaç duydukları şeylerin farkında olurlar.
Başkaları başarılı olduğu zaman mutlu olun.
- Samimi bir şekilde diğer kişilerin başarılarını tebrik ediyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü olan insanlar, etrafındakilerle – rekabet etmek yerine – işbirliği yaparlar. Diğer insanların başarılarının bir şekilde kendi başarılarını azalttığını hissetmezler.
- Değerlerinize göre yaşamak konusunda kendinizi rahat hissediyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar görece olarak kolaylıkla karar verirler çünkü önceliklerini bilirler ve değerlerine göre yaşarlar.
- Yeteneklerinizle gösteriş yapmak yerine onları geliştirmeye çalışıyorsunuz.
Bazı insanlar diğerlerinin onayına ihtiyaç duyarken, zihinsel olarak güçlü insanlar onay almak konusunda daha az endişe duyarlar. Bunun yerine, doğaları gereği daha iyi olmak için kendilerini motive ederler.
- Gerçek bir hayatınız var.
Zihinsel olarak güçlü insanlar kendilerine karşı dürüsttür. Konuştukları kelimeler, davranışları ile aynıdır.
- Hayatın zorluklarını, büyümek için bir fırsat olarak görüyorsunuz.
Zorluklar bazı insanların sert ve kötü davranmasına neden olurken, zihinsel olarak güçlü insanlar güçlüklerin kendilerini daha iyi bir hale getirmesine izin verirler.
- Kendinize verdiğiniz değer ne başardığınıza değil, kim olduğunuza bağlı.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, kazansalar da kaybetseler de kendilerinden memnun olurlar.
Unutmayın, bu sadece bir depar değil, bir maraton.
- Gecikmiş tatminleri de yaşıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar hedeflerini bir depar değil, bir maraton olarak görürler. Uzun vadede kazanç getirecek olması durumunda, kısa vadeli acılara müsamaha gösterirler.
- Başarısızlıkların üzerine kendinizi toparlıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar başarısızlıkları yolun sonu olarak görmezler. Bunun yerine başarısız olmuş girişimlerini, gelecekte başarılı olma şanslarını artıracak bilgi olarak değerlendirirler.
- Gerçekçi bir iyimsersiniz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, umut ışığını ve işin iyi yanını görmeyi başaran insanlardır ancak iyimser eğilimlerinin gerçeğe karşı gözlerini kör etmesine izin vermezler.
- Seçimleriniz için kişisel sorumluluk alıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, gereksiz yere kendilerini hırpalamazlar ancak eylemlerinin tüm sorumluluğunu üstlerine alırlar.
- Minnettarlığınızı gösteriyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, daha fazlasına ihtiyaçları olduğu konusunda feryat etmek yerine, ihtiyaçları olduğundan daha fazlasına sahip olduklarını kabullenirler.
- Kontrol edebildiğiniz şeylere odaklanıyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, hayatta etkili ve verimlidir çünkü kaynaklarını kontrol edebilecekleri şeylere adarlar.
- Aktif problem çözümü ile ilgileniyorsunuz.
Zihinsel olarak güçlü insanlar, problemin üzerinde durmazlar – bunun yerine çözüm üretirler.
- Etrafınızdaki herkesten bir şeyler daha öğrenmeye açıksınız.
Zihinsel olarak güçlü insanlar devamlı olarak içinde bulundukları durumdan ve karşılaştıkları insanlardan bir şeyler öğrenirler.
- Güçsüzlüklerinizi gizlemek yerine, onları geliştirmeye çalışıyorsunuz.
Pek çok insan hassas noktalarını gizlemeye çalışırken, zihinsel olarak güçlü insanlar enerjilerini bu eksikliklerini geliştirmeye harcar.
20 Kasım 2015 Cuma
Müşteri Deneyimi İnovasyonu
İster emeklilik, ister yürüyen merdiven, ister kahve ya da yazılım satıyor olun, müşteri deneyimi inovasyonu en öncelikli farklılaşma alanı olarak görmeniz lazım. İşinize devam edebilmenizin tek yolu bu.
Uzun lafın kısası inovasyon yapacaksanız, müşteri deneyimi ile başlamayı düşünün.
İşletmelerinin varlığını müşteri deneyimi etrafında tanımlayan işletmeler, daha fazla ücret talep edebilir ve daha sadık müşterileri, çalışanları olur çünkü insanlar bu işletmelerin ürünlerini severler.
Bu örneğin Starbucks için büyük bir avantajdır. Müşterilerine, mükemmel müşteri deneyimi yaşatarak, mükemmel kahve sunup çılgın derecede başarılı bir iş alanı yarattılar. En son ne zaman sokağın sonundaki kahveci daha ucuz kahve sattığı için bir Starbucks’ın yanından geçip gittiniz?
Peki, müşteri deneyiminde inovasyon nasıl yapılır? İşte size bir kaç ipucu.
Vizyon.
İşletmeniz hakkında dünyaya ne söylemek istiyorsunuz? Kim olmak istiyorsunuz? Hangi kişiliği yansıtmak istiyorsunuz?
Bugünlerde, pazar alanındaki sınırsız seçenekler nedeniyle müşteriler herhangi bir şey için, yaptıkları ya da sundukları “şey” hakkında samimi, taviz vermez şekilde hevesli olduğunu gösteren markaların çekimine giriyorlar. Eğer siz de kendi sektörünüzde, Starbucks’ın kahve sektöründe olduğu yerde olmak istiyorsanız, bu tutkunuzu nasıl müşteri deneyimi haline getireceğinizi bulmanız gerekiyor.
Kendinizi müşterilerinizin yerine koyun ve nasıl bir deneyim yaşadıklarını ayrıntılarıyla ortaya koyun. Siz bir RyanAir deneyimi (ucuz ancak felaket bir deneyim) mi sunuyorsunuz yoksa EasyJet deneyimi (ucuz ancak başarılı bir deneyim) mi sunuyorsunuz?
Benim her zaman için desteklediğim fikir teşviklerinden biri de şudur; “İnsanların akşam yemeği partisinde bizden bahsetmesi için insanlara ne tür bir müşteri deneyimi sunmamız gerekiyor?” Bu tür senaryoları yaratın ve bunları gerçekten olanlarla test edin.
Daha önce karşılanmayan ihtiyaçlardan yeni değerler çıkarın.
Uber adında bir taksi şirketini hiç duydunuz mu? 40 milyar dolar değerinde bir şirket – değerleri pek çok araba üreticisinden daha fazla; bu ironik bir durum çünkü şirketin sahip olduğu tek bir taksi bile yok.
Taksi sektörüne, taksi şirketlerinin iş modeli yerine müşterilerin ihtiyaçları açısından bakmışlar – ki bu da muhtemelen otomobil sektörü kadar eski bir iş modeli. Bu iş modeli, sektörde var olan oyuncular için oldukça yıkıcı bir model ancak müşteriler olarak biz bu modeli seviyoruz.
Sınırlardaki fikirleri bulun.
“Standart” rakiplerinizin hepsinin yaptığını yapmak en riskli strateji haline geldi. Herkese şunu sorun; çalışanlarınıza, müşterilerinize (eskiden müşterileriniz olan kişilere) ve ortaklarınıza: “Ne sıra dışı olurdu?”
Bu aşamadayken gelen fikirleri filtreden geçirmeyin. Pek çok insan size “ücretsiz” bir şeyler sunma fikirleriyle geri dönüş yapsa bile onları da dikkate alın. Fikirler başka fikirleri, onlar da başka fikirleri tetiklerler bu nedenle de hiç bir şeyi dikkate almadan geçmeyin.
Her zaman fikir ürettiğiniz şekilde davranarak yeni, sıra dışı fikirler elde edemezsiniz; bu tür fikirleri yeni ve sıra dışı şekillerde fikir üreterek bulabilirsiniz.
Kendinizi müşterilerin yerine koyun, çalışanlarınızı ilham almaları ve düşünme şekillerini yıkmaları için “sıra dışı” şeyler yapabilecekleri yerlere götürün. Her şeye meydan okuyun. “Her zaman bu şekilde yaptık,” doğru cevap değildir (ya da eğer yıkıcı fikirler arıyorsanız doğru cevap olduğu söylenebilir).
Prototip.
Bu, bir şeyler inşa etmekle ilgili olabilir – bir şeyin örnek modelini oluşturmak ve insanların buna nasıl tepki verdiklerini ve nasıl izlediklerini izlemek gibi. Ancak aynı şekilde sadece bir fikri test etmek kadar basit bir şey de olabilir – Facebook üzerinde reklam satın almak ve insanların buna nasıl tepki verdiğini izlemek gibi. Bu, test etme ve prototip oluşturma kavramına alışık olmayan kuruluşlar için, çoğu için en zor adımdır. Bu adım, seçeneklere bakışınızı açık tutmak ile ilgilidir.
Eğer yanlış prototipi uyguladığınızı anlamanız altı aylık gelişim döngüsüne mal oluyorsa (özellikle de gelişim ekibiniz fazlasıyla gelecek vaat eden ve az gelecek vaat edenler hakkındaki geçmiş performansı takip ediyorsa); bir kere daha düşünün.
Uygulayın. Bir şeyi uygulamadan önce inovasyonu hayata geçirmiş olmazsınız, ancak orada durmayın; insanların buna nasıl tepki verdiklerini gözlemleyin, İnovasyon yapmaya ve sınırları zorlamaya devam edin.
|
4 Kasım 2015 Çarşamba
Tam Zamanlı Çalışırken Girişimciliğe Atılmanın 17 Adımı
Eğer kendi işinizi kurmak konusunda ciddiyseniz ama bırakıp gidemeyeceğiniz tam zamanlı bir işiniz varsa bu yazıyı mutlaka okumalısınız.
Faturalarınızı ödemenizi sağlayan tam zamanlı işinizden ayrılmadan (ya da işinizden kaytarmadan) kendi işinizi yaratmak ve başarılı bir şekilde büyütmek için aşağıdaki 17 adımı uygulayın.
Bu adımları uygulamak kendi işinizi kurmakla ile ilgili bir koça sahip olmak gibi bir şey. Bunları deneyin, işe yaramalarını sağlayın – gerçekleştirin!
- Vizyonunuzu belirleyin. İşinizi kurmanın ilk adımı şirketiniz için bir vizyon belirlemektir. Vizyonunuz size – ve diğerlerine – hangi işte olduğunuzu ve şirketinizin nereye gittiğini söyler. Vizyonunuzu geliştirirken, ne yaratmak istediğinize odaklanın. Başarılı işletmelerin çoğu bir ihtiyaç olduğunu hisseder ve sonra da bunu gidermek için bir yol bulur.
- Misyonunuzu belirleyin. Misyon ifadeniz, vizyonunuzla aynı şey değildir; vizyonunuz ne yaptığınız ile ilgiliyken, misyon ifadeniz müşterileriniz ve toplum üzerinde yaratmayı planladığınız etkidir.
- Amacınızı kesinleştirin. Amaç ifadeniz işinizin neyi temsil ettiğini ortaya koyar. İnsanların işinizin neden var olduğunu anlamalarına olanak sağlar – ne yaptığınızı değil bunu neden yaptığınızı anlamalarına. Müşterilerin bakış açısından, işinizin ne hakkında olduğunu netleştirir. Bu amaç inandırıcı olmalıdır ve çalışanlarınız için (çalışanlarınız olduğu zaman) anlam ifade etmelidir.
- Onaylanma noktanızı bulun. Pazarda vizyonunuz, ürününüz ya da hizmetiniz için bir ihtiyaç var mı? Nerede durduğunuzu anlayın. Pazar araştırmaları sizin dikkat çekmenize, ilgi yaratmanıza olanak sağlar ve size işe başlarken ihtiyaç duyduğunuz güvenilirliği verir.
- Yeteneklerinizi geliştirin. Öğrenmeniz gereken yeni yetenekler ya da tazelemeniz gereken beceriler var mı? Yapı market alanına girmek istiyor musunuz yoksa bir profesyoneli mi işe almak istiyorsunuz? İhtiyacınız olan – ve yardıma ihtiyacınız olan - yetenekleri planlamak önemlidir.
- Sizi farklılaştıran şeyi bulun. Rekabet avantajınız ne? Müşterilerinize sunmanız gereken ve işinizi başarıya ulaştıracak benzersiz teklif ne? Bunları size ne kazandıracak? Kalmalarını sağlayacak olan ne? İşte bir işletmenin başarılı ya da başarısız olmasına neden olan budur.
- Değerlerinizi belirleyin. İşletmelerin çoğunun bir misyonu ve vizyonu vardır ancak çok az işletme değerlerini ortaya koyar. Şirket değerlerinizi belirmeniz, yaptığınız seçimler ve işinizde gerçekleştireceğiniz eylemler için bir taktik metni oluşturmuş olur.
- Sunumunuz üzerinde detaylı bir şekilde çalışın. İş fikrinizi anlatan kısa sunumunuz üzerinde çalışmaya başlayın. Şirketiniz hakkında nasıl konuşacak ve ne yaptığını nasıl ifade edeceksiniz? Bu sunumu kısa ve öz, anlaşılır ve doğrudan konuyu anlatacak şekilde hazırlayın.
- Adımlarınızı ve zamanlamanızı planlayın. Hedeflerinizi ana hatlarıyla belirleyin ve bunlara ulaşmak için bir zaman planlaması yapın. Zamanlama planında ulaşılabilir son tarihler koymak, bir yere varmanızı sağlamayacak listeler yapıp, konuşmakla gereksiz zaman harcamamanızı garantiler. Hem kısa vadeli hem de uzun vadeli kilometre taşları belirleyin.
- Haritanızı yaratın. Bu özünde sizin iş planınızdır – kapsamlı ve her nokta için tanımlar ve detaylar bulunan iş planınız. Her adımda uygulamak için gerekli olan notlar ile birlikte, hem aylık hem de yıllık olarak belirlediğiniz noktalar olmalıdır.
- Görev dağıtımı yapın. Şirketinizde her şeyi tek başınıza yapmanız sizi kesinlikle başarısızlığa götürecek bir yoldur. En başarılı liderler, en başarılı iş adamları ve iş kadınları hangi konuda en iyi olduklarını bilirler ve geri kalanı için görev dağılımı ve dış kaynak kullanımı yaparlar. Herhangi bir çalışanınız olmasa bile, arkadaşlarınızdan ve aile üyelerinizden yardım isteyerek nasıl görev dağılımı yapıp güç kazanacağınızı öğrenebilirsiniz.
- Bir grup danışman ile yakın ilişkiler kurun. Hemen şimdi size yolunuzda ilerlerken geri bildirim, koçluk verip yol gösterebilecek insanlardan oluşan yakın bir çevre oluşturun. Kendi başınıza işinizi kurmak ürkütücü olabilir – size yardımcı olmaları için deneyimi olan insanları işe alın.
- Sınırları aşmayın. Başlattığınız şeyin şu anda yaptığınız işi ihlal etmediğinden ya da bu işin avantajını elinizden almadığından emin olun. Yeni bir şey yaratmak ancak kendileri için çalıştığınız insanları – ki bir şekilde bunu yapmanıza olanak veren bu kişilerdir - rahatsız etmeyecek bir çizgide yürümelisiniz.
- Saygılı olun. Yeni işinizle ilgili çalışmalarınızı şu an çalıştığınız ofisinizden yapmayın. İşlerinizi öğle tatillerinde, hafta sonralarında ya da iş sonrası saatlerde yapın. Şu anki işvereninize saygı gösterin.
- Sermayeyi öğrenin. Her yeni işletmenin sermayeye ihtiyacı vardır. Bu sermaye nereden gelecek ve bunu nasıl artıracaksınız? Risk sermayesinin nasıl çalıştığını öğrenmek için okuyun, inceleyin ve iletişim ağı kurun. Para hakkında konuşmak konusunda iyi olmak zorundasınız çünkü sermaye bir iş kurmak ve devam ettirebilmek için en önemli kaynaklardan biridir.
- Sabrınızı geliştirin. Her şey zaman alır. Kendi işinizi kurarken geliştirebileceğiniz en iyi özelliklerden biri sabırlı olmaktır. Unutmayın, hiç bir şey saatte 160 kilometre hızla gitmek zorunda değildir.
- Riski göze alın. Yeni işinizin yönetimi ele alacağınız, gerçekten kendi ayaklarınızın üzerinde duracağınızı hissettiğiniz bir zaman gelecektir. Hala çalışırken, yeni kurulan işletmeler hakkında mümkün olduğunca fazla çalışma yaptıysanız ve bir süre için yeterli olacak kadar sermayeniz varsa, o zaman sıçrama yapmanızın zamanı gelmiş demektir.
Tam zamanlı olarak çalışırken yeni bir işletme kurmak ürkütücüdür ancak yine de başarılabilir. Sizden önceki pek çok girişimci bu yolda öncülük etti – onların adımlarını izleyin ve hemen bugün yeni, başarılı işletmenizi kurmaya başlayın.
Kaynak: http://www.businessinsider.com/17-steps-to-starting-a-business-while-keeping-your-full-time-job-2015-9
3 Kasım 2015 Salı
31 Ekim 2015 Cumartesi
Şerefsizim Düşünmüştüm Demeyin, Hemen Fikrinizi Gerçekleştirin!
New York Girişimcilik Laboratuvarında geçirdiğim dönem boyunca, işlerini kurmaya çalışan erken dönemlerindeki girişimciler ile düzenli olarak etkileşime girme ayrıcalığını tattım. Bu girişimciler genellikle bize sadece basit bir plan ve bir ton tutku ile gelirler.
Bizim işimiz ise onları en yalın ve en sade ürün(MVP-Minimum Viable Product) sayesinde mümkün olduğunca hızlı ve maliyetsiz bir şekilde şu üç şeyin birleşimini yapabilecekleri noktaya getirmek: a) fikirlerinin pazar geçerliliğini kanıtlamak (ör. İlgi çekmek); b) ekiplerine bir şeyler katmak; ve c) projelerini belirli bir dereceye getirecek finansal kaynak bulmak.
MVP kavramı çok güzel tanımlanan bir şey ancak bunun ilkelerinin uygulanması zayıf bir şekilde sürdürülüyor.
Son bir kaç yıl içinde – bazıları başarılı, bazıları başarısız – 50 ürünün piyasaya sürümüne dahil olmam sürecinde, MVP'lerle ilişkin yanlış adımlara dair işin iç yüzünü kavrama yeteneğim gelişti ve birileri fazlasıyla ürün odaklı olduğunda sonucun ne olduğunu ilk elden gördüm.
LinkedIn’in ortak kurucusu olarak bilinen başkan yardımcısı Reid Hoffman’ın da dediği gibi: “Eğer ürününüzün ilk halinden utanmıyorsanız, ürününüzü piyasaya çok geç sürmüşsünüz demektir.”
Kilit Nokta Hızlı Tekrardır
MVP'nizi piyasaya ilk defa sürüyorsanız, hedef pazarınızın ya da ürününüzü erken benimseyenlerin (early adaptors) kim olacağı hakkında hiç bir fikriniz olmayacaktır. Kullanıcı kitleniz hakkında net bir fikriniz olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ancak gerçek şu ki, aslında hiç bir fikriniz yok.
Klasik yöntemlerle ne kadar pazar araştırması yaptığınızın gerçekten hiç bir önemi yok. Varsayıma dayalı ürününüz ile ilgili konuşmak için kapılarını çaldığınız müşteriler, paralarını almak için geri döndüğünüzde ortadan yok olurlar. Geleceği tahmin etmek konusundaki bu yetersizlik, “çark etmek” deyiminin var olmasına neden olmuştur.
Yeni ürünlerin başarısını kontrol eden bir kaç etmen var ve bunlar pazar araştırmasından çok, uygulamayla ilgililer. Orta Batı’daki okul çağında çocuğu olan anneleri hedef alıyor olabilirsiniz ancak aslında sizin kullanıcılarınız Gana’daki diktatörler olabilir. Örneğin, benim şirketim AlleyWatch’ı düşünün. Okuyucularımızın çoğunlukla üç eyalet kapsamında ve azınlıkla ülke çapında bir kaç teknik merkez olacağı beklentisi ile New York merkezli bir yayın olarak piyasaya çıktık. Artık yayınlarımız 200’den fazla ülkede okunuyor.
Teknolojinin güzelliği şu ki; sizin kullanıcı tabanına karşılık vermenize olanak sağlayan hızlı tekrarlara olanak sağlıyor. Ve karşılık veren duyarlı bir zihniyet, bağlanmayı güçlendirir.
Özellikler Üzerinde Vakit Kaybetmeyin
Bilgi ve sermaye kazanabilir ya da kaybedebilirsiniz ancak zaman hiç birimizin geri kazanamayacağı bir emtiadır. Zamanınızı kullanıcıların asla kullanmayacağı özellikleri takıntı haline getirmek yerine temel ürününüzü pazara mümkün olduğu kadar kısa süre içinde çıkarmaya harcamalısınız.
Kötü teknolojilerin, iyi işletmelere dönüştürüldüğünü ve gösterişli teknolojilerin uygulanabilir işler haline gelemediğini gösteren yüzlerce örnek var. Aralarındaki fark, uygulamalarında yatıyor.
Tekrar yaparken şunu unutmamak önemlidir; sizden bir işlev hakkında düzeltmeler yapmanızı isteyen insan sayısı kadar, işlerin şu an olduğu halinden memnun olan insanlar da bulunuyor. Bu insanlar ne düşündüklerini açıkça söylemezler çünkü hallerinden memnundurlar. Görüşlere dair basit istatistiksel bir analiz, insanların şikayet etmek konusunda iltifat etmekten daha istekli olduklarını gösterecektir.
Ben bu dersi zor yoldan öğrendim. Sadece mükemmel ürünü yaratmaya duyduğunuz tutkuya dayanarak, pazarın ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz ürünü piyasaya sürmek için inanılmaz derecede kibir sahibi olmanız gerekir. “X” ve “Y” özellikleri olmadan bunu sunamayacak olmanız düşüncesi (çünkü o zaman ürününüz tamamlanmamış olur) doğru değildir. Çoğunlukla, ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz özellikler, aslında pazara açılma stratejiniz için kritik öneme sahip değildir.
Temel Öğelerle Başlayın
Gerçekten ihtiyacınız olan şey, biraz acele ile çıkaracağınız temel bir üründür. Bu acele için ödeyeceğiniz bedel göz ardı edilebilir. Bugün, işlevsel bir prototipi piyasaya sürmenin bedeli, bu ürünün bir zamanki halinin bir parçasıdır.
Eğer Mona Lisa’nın dünyayı değiştirecek mühendislik ürünü bir eşini inşa ediyorsanız, yatırımcıları size 25 milyon dolar vermek konusunda ikna etmeniz gerekebilir. Ancak yeni kurulan işletmelerin çoğu için teknoloji, bir problemi çözen bir fikri uygulamaya koymak için bir araçtır ve bu girdi hızla metalaşmakta ve ucuzlamaktadır.
Ferrari türü bir ürün inşa edebilirsiniz ancak hedef kitleniz ve size ödeme yapacak kullanıcılarınız Lamborghini meraklısı olabilir. İşe önce bir Chrysler 300M – diğer bir deyişle “Bebek Bentley” – inşa ederek başlayın ve buradan ilerleyin. İşletmeniz çok daha uygulanabilir olacaktır.
|
26 Ekim 2015 Pazartesi
Girişimcinin Başarı İçin Cevaplaması Gereken 5 Soru
Başarı hepimizin temel insani seviyede ulaşmak için çaba gösterdiğimiz bir şey. Güvende olmayı ve karnımızın tok olmasını isteriz ki sonuç olarak, her ikisini de sağlayabilmesi nedeniyle para isteğimizin ardındaki oldukça etkili itici güç de budur. Aynı zamanda sevilmek, başarılı olmak ve onaylanmak da isteriz ki bunlar da paranın kısmen de olsa etkileyebileceği şeylerdir.
İşlerini yeni kuran pek çok girişimcinin neden, belirli bir gelir seviyesine ya da belirli çalışan sayısına ulaşmayı başarıya erişmek olarak görüp, bu seviyede durduğunu anlamak kolay. Ancak bunlar sonsuza kadar kendinizi değerlendirmek için kullanacağınız gerçek ölçüler değiller.
İşte tam olarak bu nedenden ötürü, bir girişimci olarak gerçek başarıya giden yolda size rehber olması için, paranın ötesinde başarının anlamının ne olduğunu sormanız gerekiyor.
1.Ne kadar para başarı anlamına gelir?
Elbette ki para kazanmak istiyorsunuz. Bunu hepimiz isteriz ve bu girişimciliğin zevkli kısmının bir parçasıdır.
Hiç kimse sizi parayı başarının bir etmeni olarak tanımladığınız için suçlamayacak. Ancak bu sizin için ne anlama geliyor?
Başarı tanımınızın nasıl değiştiğini görmek için yılda bir kere bu soruyu sormanızda bir sorun yok ancak asla sadece kar için vizyonunuzun diğer etmenlerini feda etmeyin. Enron[1] gibi şeyler bu şekilde meydana geliyor.
2.Başarı bir ilişki anlamına mı gelir? Ve bu günlük hayatımda, günün ne kadarını kapsayan bir bölüm olmalı?
Eğer sevgi hepimizin ihtiyaç duyduğu temel insani ihtiyaçlardan biriyse, o zaman başarılı hayatınızın hangi kısmında ilişkilere zaman ayırmanız gerekir? Unutmayın, ilişki sadece eşiniz ya da sevgiliniz anlamına gelmez, aynı zaman da arkadaşlarınız, aileniz ve hayatınızdaki diğer önemli ilişkiler de bu kapsama girer.
Gerçek, destekleyici ve sevgi dolu ilişkiler geliştirmek zaman alır. Bir girişimci olarak, para kazanmanın ve iş alanınızda çalışmanın diğer her şeyi gölgede bıraktığını düşünebilirsiniz ve bazı açılardan bunun doğru olduğunu göreceksiniz. Ancak işinizde çalışırken hayatınızın bu kısmını dengede tuttuğunuzdan ve başarısız olmadığınızdan emin olun.
Hiç bir girişimci tek başına var olmaz. Hayatınızda kilit rolü olan kişilerle kuracağınız sevgi dolu, güven veren ilişkiler, daha mutlu, daha başarılı bir hayat yaşamanıza neden olur. Hemen başarınızın bu yönüne nasıl zaman ayıracağınızı belirleyin ve sonra da harekete geçin.
3.Başarı, zaman programımda esnek olmak anlamına mı gelir? Ve “başarılı” olmak için her gün ne kadar çalışmam gerek?
Bazı insanlar girişimciliğin esnekliğinden dolayı kurumsal hayatı bırakırlar. Ancak girişimci olduklarında ise hayatlarında hiç çalışmadıkları kadar uzun ve çok çalışmak zorunda olduklarını fark ederler. Girişimcilik, zorlu bir yolculuktur. Bu, özellikle de işinizi başarıya ulaştırmaya çalıştığınız ilk yıllar için geçerlidir.
Eğer yarı zamanlı çalışacağınız bir iş arıyorsanız, o zaman muhtemelen girişimcilik size göre değil. Bununla birlikte, işinizin ölçeği büyüdükçe, gününüzü titizlikle planlamak için daha fazla zamanınız olacak.
Ofiste fazla zaman mı geçirmek istiyorsunuz, yoksa Tim Ferriss[2] gibi haftada ofise gitmeden sadece dört saat çalışmak gibi bir hayaliniz mi var?
Ne tür bir zaman programı istediğiniz, izleyeceğiniz işi belirleyecek ve başarınız üzerinde büyük bir etkisi olacaktır.
4.Başarılı bir insan olarak ne kadar sağlıklı olacağım? Ve başarı için günlük olarak ne kadar zamanımı sağlığıma ayırabileceğim?
Eğer hasta ya da sağlıksız olursanız, gerçekten ne kadar başarılı olabilirsiniz? Hemen sağlığınızın toplam başarınızın ne kadarını destekleyeceğine karar vermeli ve bunu hayatınıza entegre etmelisiniz. Şimdi ne tür yiyecekler yemek istediğiniz ve günlük hayatınıza ne tür hareketler dahil edeceğiniz hakkında kendinize bir söz verin ve sonra bu rutine bağlı kalın.
Başarı da, sağlığınız gibi sadece varılacak bir nokta değildir.
5.Başarılı olmak için hangi vizyonu yerine getirmeliyim? Ve şu an bu vizyonu nasıl tanımlarım?
Eğer sadece kar ile ilgileniyorsunuz, o zaman sonuç vizyonunuz için pek de önemli olmayacaktır. Ancak, eğer yaratmak istediğiniz vizyon ile ilgili güçlü bir inancınız varsa, o zaman bunun şu an itibarıyla başarının içine dahil olmak olduğunu düşünün.
Örneğin, Toms’u (http://www.toms.com/) düşünün.
Eğer Toms sadece ayakkabı yapmak isteseydi, asla marka ile bütünleşmiş olan, bire bir bağış fikrini bulamazdı. Çünkü bunu bulan kişinin vizyonu, ihtiyacı olan topluluklara bağışta bulunmaktı; bu başarılı vizyonun sadece kar odaklı olmaktan üstün olmasının ardındaki en güçlü motivasyon, bu bağış fikriydi.
Bu da markanın, televizyon gibi geleneksel ve pahalı satış noktalarından pazarlama yapmamak gibi, yeni kurulmuş işletme üslubunda, delice kararlar vermesine neden oldu.
Peki, siz gerçek, kendinizin belirlediğiniz başarıya ulaşmak için vizyonunuzu nasıl tanımlayacak ve günlük olarak buna nasıl uyacaksınız?
[1] Enron Skandalı: Arthur Andersen danışmanlık şirketinde 2001 yılında yaşanan muhasebe skandalı.
[2] Tim Ferris: Kişisel gelişim alanında, haftada dört saat çalışıp, hayatı değerlendirmeyi öneren yazar, blogger.
25 Ekim 2015 Pazar
Steve Jobs Neden Uzun Yürüyüşlere Çıkardı ve Neden Siz de Çıkmalısınız?
Bir gün, Facebook, Twitter ve Zynga gibi teknoloji devlerinin ardındaki para adamı Marc Andreessen, karşıdan karşıya geçen deli, yaşlı bir adama çarptığında, California, Palo Alto’daki evinin etrafında araba kullanıyordu. Dönüp de neredeyse ezmek üzere olduğu serseme baktığında, marka haline gelmiş kot pantolonu ve siyah boğazlı kazağı fark etti. “Aman Tanrım! Az kalsın Steve Jobs’a vuruyordum!” diye düşündü kendi kendine.
O gün çarpmak üzere olduğu kişi, Apple’ın merkezinin bulunduğu Palo Alto bölgesinde yaptığı pek çok yürüyüşten birine çıkmış olan Steve Jobs idi. Steve Jobs o çevrede, egzersiz yapmak, düşünmek, problem çözmek ve hatta toplantı yapmak için bile çıktığı uzun yürüyüşlerle tanınıyordu. Ve bunu yapan tek kişi Steve Jobs değildi. Tarih boyunca tüm dehalar ister beş dakikalık hızlı bir gezinti olsun, ister dört saatlik uzun bir yürüyüş olsun, yürümenin beste yapmalarına, yazmalarına, resmetmelerine ve yaratmalarına yardımcı olduğunu fark ettiler.
İşte yürümenin zamanınızı en iyi şekilde geçirmenin yollarından biri olmasının beş nedeni ve size daha iyi düşünmek, daha fazla şey başarmak, daha iyi ilişki kurmak ve daha uzun yaşamak konusunda nasıl yardımcı olabileceğini aşağıda belirttik.
- Daha yaratıcı olmak konusunda size yardımcı olur.
İnsanların çoğu her zaman için, en iyi fikirlerin akıllarına hareket halindeyken geldiğini düşünse de, artık elimizde onları destekleyecek bilimsel kanıtımız da var. 2014 yılında Birleşik Devletler, Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, insanların hareketsiz bir şekilde otururken olduğuna göre etrafta yürürken çok daha yaratıcı olduklarını gösterdi. Her ikisi de bu çalışmanın yazarı olan Marily Oppezzo ve Daniel Schwartz, belirli yaratıcı düşünce görevlerini tamamlayan 176 öğrenciyi incelediler.
Bu çalışmada yazarlar Gulford’s Alternative Uses Task (Guilford Alternatif Kullanım Görevi) olarak bilinen bir deney kullandılar. Bu deneyin bir parçası olarak katılımcılardan genel bir nesne için bulabildikleri kadar çok alternatif kullanım alanı bulup listelemelerini istediler. Örneğin, bir bıçak tereyağı sürmek, ekmek kesmek, birini bıçaklamak ya da bezelye ayıklamak için kullanılabilirdi. Sonra ise verilen cevaplar, özgünlüklerine, fikir sayısına ve detaylarına göre puanlandı.
Oppezzo ve Schwartz çalışmalarında, öğrencilerin bunu bir kaç farklı şekilde yapmalarını sağladılar. Öğrenciler bu görevleri ya kapalı bir yerde otururken, ya açık havada otururken, ya kapalı alanda koşu bandındayken ya da dışarıda yürürken yaptılar.
İnsanların, ister koşu bandında ister dışarıda olsun yürürlerken, oturduklarına oranla %60 daha yaratıcı olduğunu buldular.
Buna ek olarak, katılımcıların %81’i yürürken yaratıcılıklarının arttığını gördüler.
Üstelik, katılımcılar yürüdükten sonra ikinci bir test aldıklarında, hala daha yaratıcı düşünüyorlardı ki bu da yürümenin olumlu etkisinin, oturduktan sonra bile devam ettiğini gösteriyordu.
Yürümenin sizi tam olarak nasıl daha yaratıcı hale getirdiği ile ilgili daha fazla araştırma olmamasına rağmen, yürümenin beynin yaratıcılığı uyaran bölümü de dahil olmak üzere, tüm bedeninizdeki kan akışını artırıyor olma ihtimali oldukça yüksek.
Bu araştırmada ortaya çıkan bir başka ilgi çekici bulgu ise kapalı, sıkıcı bir alanda koşu bandı üzerinde yürümekle, açık havada etrafınızda kuşlar ve arılar varken yürümek arasında bir fark olmamasıydı. Bu da yürüyenleri daha yaratıcı yapan şeyin çevre ya da algı değil, sadece yürüme eyleminin olduğunu gösteriyordu.
Ancak çalışmada bulunanların hepsi, yürümek lehinde değildi. Araştırmacılar aynı zamanda odaklanarak düşünmeniz gerektiğinde, yürürken tek bir doğru cevap gerektiren sorulara verilen cevaplara bakıldığında, sonuç otururken verilen cevaplardan daha iyi değildi.
Yürüyüşü günlük hayatınızın ve iş hayatınızın bir parçası haline getirmek istiyorsanız, bu çalışma size bazı kanıtlar sunmuş olmalı. Eğer masanızın ardına tıkılıp kalmış durumdaysanız ve bir sonraki parlak kıvılcımın zihninizde ortaya çıkmasını bekleyecek durumda değilseniz, sadece dışarıda yürümek bile beyninizin yaratıcı bölümüne yardımcı olabilir. Oturmak ve ilham gelmesini beklemek yerine beş dakikalığına dışarı çıkın ve kan akışındaki artışın yaratıcı sıvıları harekete geçirip geçirmediğini görün.
- Sağlığınızı korumak konusunda size yardımcı olur.
İki yıl önceki bir TED (Teknoloji, Eğlence, Tasarım) konuşmasında, Andreessen ve Jobs gibi Silikon Vadisi’nin sokaklarını adımlayan iş hayatındaki bir başka yenilikçi olan Nilofer Merchant, hareket halinde yapılan toplantıların faydalarını savundu. Fazlasıyla yoğun ve telaşlı günlerinde egzersiz için zaman bulamadığından, toplantılarını ayakta yapmaya başladı.
Merchant TED konuşmasında şaşkınlık verici bir istatistik paylaştı – ortalama olarak günün 10 saatini kalçalarımız üzerinde geçiriyoruz.
Aslında bu pek çok insan için çalışma saatlerinde masalarında oturmak ve sonra da evlerine gidip televizyon ya da bilgisayarın karşısında yığılmak anlamına geliyor. Bu, bizim için iyi bir şey değil. Ne zavallı kalçalarımız, ne de kalplerimiz sadece oturmak için yaratılmadı.
Fiziksel hareketsizlik kalp hastalığına, şeker hastalığına ve çok sayıda kansere neden olabilir. Tüm gün oturmanın bize hiç bir faydası dokunmaz. Merchant oturmayı, sigara içmenin yeni hali olarak tanımlıyor – şu anda hepimizin yaptığı şey bizi yavaş yavaş öldürüyor ve 10, 20, 50 sene sonra insanlar bize deliymişiz gibi bakacaklar.
Aslında yürümek, elimizdeki büyülü bir ilaca benzer. Her gün 30 dakika yürümek, kalp hastalığına, bağırsak kanserine, göğüs kanserine ve bunamaya yakalanma riskinizi önemli ölçüde azaltır. Size en çok faydası dokunacak olan günde 30 dakika yürümek olsa da, eğer bu kadar zamanınız yoksa o zaman en azından bunu idare edebileceğiniz küçük parçalara bölmeyi düşünebilirsiniz. Sabah, öğlen ve akşam 10 dakika yürüyerek toplam 30 dakikaya ulaşabilir, bedeninizin biraz egzersiz yapmasını sağlar ve aynı zamanda kalp ve beyin sağlığınıza da yardımcı olursunuz.
- Daha verimli olmak konusunda size yardımcı olur.
Eğer The West Wing (Batı Yakası) isimli TV programını izlediyseniz, “yürüyerek konuşma” ifadesini duymuşsunuzdur. Programın her bölümünde başkanlık bürosundaki fazlasıyla meşgul olan çalışanlar, oturup toplantı yapmak için “lanet olası derecede meşgul” oldukları için oturup toplantı yapamıyorlar bu nedenle de her zaman için, bir sonraki hamlelerini tartışırken, iş birliği ya da dedikodu yaparken hareket halinde oluyorlar. Bu, artık oyuncular için parodi haline gelmiş bir klişe olsa da, aslında çok parlak bir fikir.
Hareket halindeyken ya da yürürken yapılan toplantılar şu anda, özellikle de Silikon Vadisi’nde oldukça “moda” hale gelmiş durumda. Bunun ardındaki fikir şu; toplantıların büyük bir ahşap parçasının etrafında yapılması için gerçek bir neden yok, o zaman neden toplantıları dışarıda yapıp, aynı zamanda egzersiz de yapmış olmayalım?
Nilofer Merchant artık hafta boyunca yaptığı egzersizlerin %70’ini yürüyerek yaptığı toplantılardan oluştuğunu ve bu toplantıların diğer toplantı türlerinden çok daha verimli olduğunu söylüyor.
İlk olarak, dikkatiniz çok az dağılır. İnsanlar dışarıda, yürürken yaptıkları toplantılar sırasında Blackberry’lerini ve akıllı telefonlarını ceplerinden çıkarmazlar ve birinin ofisinde yapılan toplantılarda olabileceği gibi bir gözlerini ekrandan ayırmama durumu da oluşmaz. Bununla birlikte, dışarda olduğunuzda kimsenin sizi rahatsız edemeyeceğini de bilirsiniz. Elbette ki, bu bazı insanlar için problem yaratabilir.
iPhone’dan Ayrılma Kaygısı gerçektir ve insanlar masalarından uzakta ve elektronik temasta bulunmadan bu kadar uzun süre geçirme fikrinden hoşlanmazlar.
Aynı zamanda, insanlar böyle toplantılarda nasıl davranacaklarını ve nasıl bir tutum sergileyeceklerini bilmezler. Örneğin, hareket halindeyken nasıl not alırsınız? (ipucu: aynı otururken aldığınız gibi – bir kalem ve kağıtla). Merchant, insanların böyle toplantılarda kendilerini garip hissetmesine rağmen, kısa süre içinde faydalarını gördüklerini ve onları önceden bilgilendirirseniz yürüyerek toplantı yapmaktan memnun olduklarını söylüyor.
Elbette ki daha önceden bahsettiğimiz sağlık ve yaratıcılık faydaları da yürüyerek yapılan toplantıları, oturarak yapılanlardan çok daha iyi kılıyor.
Eğer toplantılarınızı hareket halinde yapmaya başlamak isterseniz, en iyisi dışarı çıkmak isteyen bir meslektaşınızla bunu yapmaya başlamaktır. Her hafta yürüyerek yapılan bir toplantı düzenleyin ve bu toplantıda iş ile ilgili konuları konuşup, beyin fırtınası yapın. Sonra, ne kadar ilgilendiklerini ölçmek için diğerlerine de uzanabilirsiniz. Merchant’ın da dediği gibi, insanları hareket halinde olacağınıza dair uyarın ve muhtemelen kimse şikayet etmeyecek ve muhtemelen çok daha fazla fikir üreteceksiniz.
- İletişim kurmak için harika bir yoldur.
Hem Steve Jobs hem de Mark Zuckerberg, insanlarla ilk defa yapacakları toplantıların hareket halindeyken olmasından hoşlanıyor. Çünkü yürüyerek yapılan konuşmalar, diğer toplantı türlerinden çok daha doğal olur ve dikkatler de çok daha az dağılır.
Bunun bir nedeni, bu tür toplantıların ikiden fazla kişiyle pek başarılı olmamasıdır. Birlikte yürümek ve konuşmak için bir grup insanı bir araya getirebilseniz de mantıklı olan bu toplantıların birebir yapılmasıdır. Benim bilim alanındaki ilk iş görüşmem yürüyerek yapılan bir toplantıydı ve kısa süre sonra patronum ile birlikte İsviçre, Lozan sokaklarında yürüyerek, sinir biliminin 20 yıl sonra nerede olmasını istediğimizi konuştuk.
Yürüyerek yapılan bu toplantıların bu kadar sevilmesinin nedeni kesinlikle, iki kişinin derin düşünceler içinde konuşarak yürümesinin doğallığıdır.
Bir fikrinizi bir meslektaşınıza anlatmakta zorlanırken, ikiniz birden dışarı çıkıp bölgedeki parkta bir kaç tur atarken bu fikri ele alırsanız bunun fazlasıyla yardımı dokunduğunu göreceksiniz.
Ve yine belirtmek gerekir ki, kan akışının hızlanması sadece daha fazla yaratıcı fikir ve problemlere çözüm geliştirmenizle kalmaz, aynı zamanda bu fikirleri daha akıcı bir şekilde ifade etmenize ve iş arkadaşlarınızla iletişim kurmanıza da yardımcı olur.
- Devlerin ayak izlerinden yürüyor olacaksınız.
Seteve Jobs’un yürümeye karşı olan bu tutkusu, Walter Isaacson’un kısa süre önce çıkan Steve Jobs biyografisiyle ortaya çıktı ve teknoloji elitlerinin arasındaki bu yeni yürüme uyanışının nedeni de bu ancak yine de fikirlerin hareket halindeyken geliştiğini fark eden ilk yaratıcı deha Steve Jobs değildi.
Beethoven hevesli bir yürüyüşçüydü, çalışırken bacaklarını esnetmek için yürür ve sonra da akşam üzerlerini Viyana’da gezinerek geçirirdi. Her zaman için aklına gelen bir şeyi yazmak amacıyla yanında bir kurşun kalem ve kağıt bulundururdu. Onun senfonilerinde, özellikle de köy ve ağaçlık unsurlarından dolayı Pastoral Senfoni olarak bilinen Altıncı Senfoni’de ağaçların arasında yaptığı bu yürüyüşlerin etkilerini görebilir, daha doğrusu duyabilirsiniz.
Beethoven’ın yürüyüş sevgisi o zamanın bir başka dehasına, Goethe’ye de yansıdı. Besteci ve şair Çek-Almanya sınırındaki Teplice tatil kasabasında buluştular ve kasabanın içinde konuşurken yürüdüler. Ancak belki de bu, verilebilecek en iyi yürüyüş toplantısı örneği değildir; Beethoven ilk önce Goethe’yi idolleştirmiş olsa da, idollerinizle tanışmayın önerisinin geçerli olduğu bir durum oluştu. İkisi de birbirlerinden hoşlanmadılar ve bir daha hiç buluşmadılar. Ancak umarım Goethe yürümeye devam etmiştir.
Tarihin yürüyüş hayranlarından bir diğeri de Charles Dickens idi. İster Londra’da, ister Kent’teki kır evindeyken olsun her zaman uzun yürüyüşlere çıkardı. Ve uzun derken gerçekten uzun demek istiyorum. Dickens, gününü ya da daha doğrusu gecesini yaklaşık 50 kilometre yürüyerek geçiriyordu. Ne zaman öyle bir ruh haline girse, ne zaman bir şeyler düşünmesi gerekse yürüyüşe çıkar, kafasında bu konuyu çözene kadar Londra’nın sokaklarında ya da Kent’in yollarında yürürdü.
Aslında bu, hastalıktan beter bir çare olabilir – her gün 50 kilometre yürümenin sizin ya da eklemleriniz için iyi olma ihtimali pek yok. Eğer yürümeniz gereken minimum süre 30 dakika ise, 50 kilometre de muhtemelen maksimuma yakındır. Ancak bu, Dickens için işe yarıyordu, ister düşünerek, ister şehri ve etrafındaki insanları gözlemleyerek olsun, en dikkate değer ve unutulmaz karakterlerini yürüyüşleri sırasında yarattı.
Viktorya döneminde, Kent civarında gezinmekten hoşlanan bir başka önemli kişi de Charles idi, Charles Darwin. Darwin evine çakıl bir patika inşa ettirmişti, koşu alanına benzeyen bu yolda her gün yürüyerek problemleri hakkında düşünürdü. Yürüyüş turlarının sayısı, o anda çözmeye çalıştığı problemin zorluğuna göre değişiyordu. Yürüyüşe başlarken yanına taşlar alır ve yürürken bunları teker teker yere atıp, problemin zorluğunu üç, dört ya da beş taş zorlukta problem olarak tanımlardı.
Jobs’un Silikon Vadisi’nde yaptığı yürüyüşler, genç teknoloji liderleri arasında özellikle yaygın olan bu davranışa neden oldu.
Özellikle de, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, yürüyüş toplantılarını oldukça destekleyen biri. Eğer Facebook’ta üst düzey bir pozisyon için değerlendirilecek kadar şanslıysanız, Zuckerberg ile ofisinde görüşme yapmayı beklemeyin. Hayır, o sizi kampüste bir tura çıkaracak, farklı bölümleri gösterecek, sizin deneyiminizi ve şirket hakkındaki görüşlerinizi yoklayacaktır. En önemli özelliği olarak da yürüyerek yaptığınız toplantıyı Silikon Vadisi’ne ve diğer teknoloji devrelerine yukarıdan bakan çıkıntının üzerinde sonlandırarak size, gerçek bir süper kötü adam tarzıyla kendisinin aşağıdakilerin hepsinden daha büyük, daha iyi ve daha zengin olduğunu söyleyecektir. Teklifini reddederseniz de muhtemelen sizi denize bakan bu çıkıntıdan aşağı atacaktır.
Twitter’ın ortak kurucusu ve şimdi de dijital finans şirketi Square’in başına geçen Jack Dorsey, Square’de işe yeni giren herkesi işteki ilk Cuma günlerinde “Gandhi Yürüyüşü’ne” çıkarıyor. Bu, Square’in ardındaki yol gösterici ilkeleri anlatırken San Francisco sokaklarında Square ofislerine doğru yapılan destansı bir yürüyüş oluyor.
Eğer akşam üzerlerini ağaçlıklar arasında gezinerek geçirmeyi ya da çalışanlarınızla tıklım tıkış bir ofiste toplanmak yerine dışarıya çıkarmayı seçiyorsanız, iyi bir şirkette olduğunuzu bilirsiniz.
Bugün çıkıp yürüyüş yapın!
Sonuç şu... yürümek harikadır. Sadece sizi daha yaratıcı kılmakla kalmaz aynı zamanda meslektaşlarınıza fikirlerinizi daha kolay aktarmanıza yardımcı olur ve güne daha iyi uyum sağlamanıza olanak sağlar. Tüm bu süre boyunca da erken ölmemeniz için size yardımcı olur. Şahane.
Peki, o zaman bunu neden yapmıyoruz? Şey, bazen dışarıda hava soğuk ya da yağmurlu olur veya kendimizi halsiz hissederiz ya da bunun gibi başka binlerce nedenden ötürü her gün kalkıp dışarı çıkmamayı seçeriz.
Ancak her gün sadece fazladan bir kaç dakika ayırıp yürümeye başlarsanız ya da dışarıda toplantılar yapmak gibi gününüzün bir kısmında hareket etmeye çalışırsanız, yürümenin... yürümek kadar doğal bir şey olacağını göreceksiniz. Daha fazla düşüneceksiniz, daha fazla şey yapacaksınız, daha fazla şey öğreneceksiniz ve daha fazla yaşayacaksınız. Yürümeye başlayın!
Yazar: Andrew Tate
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)